MERYEMCE
Popüler Yayınlar
-
Okulda İlk Gün Bahar çiçeğim 29 aylık ve aileden bakacak kimsemiz olmadığı için geçen yıl olduğu gibi ya oyun ablasını evimizde misafir ede...
-
30 Yaşın Bana Getirdikleri İnsanları çok takan, kendimi düşüncelerimi karşımdakine anlatmaya çalışan, beni anlamadıklarında üzülen bi...
-
Arada sadece kilo farkı yok mutluluk farki var özgüven farkı var. Anne adayiyken alınan kilolar nasıl olsa anne olunca zayıflarim umuduyla b...
-
Yol Al Meryem Özgürlüğün sınırlarını keşfe çıkmak ister her insan. Sınırlarını zorlarken ne yaptığının farkındadır...
-
Mayaların bireysel rehberlik için kullandıkları Tzolkin adı verilen takvimlerinde 20 burç vardır. Birbirini takip eden 20 burç her gün değiş...
-
Tamam yaptınız bir hata eli silahlı insanlar Avrupa'nin en büyük adliyesine kadar girdi. 8 saat ya koskoca 8 saat boyunca elinizde hi...
-
Gülay Hocam,Gökçe 19 Agu 2008 YOLalMeryem Henüz 5. sınıf öğrencisiyim. Yeni atanan resim hocamızın ilk görev yeri ve ilk derse girdiğ...
-
Benim icin Zeytinim sen cagirmadan gelen varlığıyla seni mutlu edendir. Benim için Zeytinim 'canım pasta ayarlar misin' diye ...
-
Takıntılı kişiliğin psikolojideki karşılığı; obsesif kompülsif kişilik bozukluğu diye geçer bu benim değil psikologların işidir. İlmine güve...
-
Ben senin annenim tabi ki her şeyin en güzelini en iyisini isterim. Seni kısıtlayan tercihlerini etkileyen bir anne olmak istemediğim için...
4 Mart 2026 Çarşamba
Bir Öğretmenin Yol Hikayesi
Dün akşamdan beri Fatma öğretmenin öldürüldüğünü öğrendiğimde içimde bir yer çöktü. Sadece bir meslektaşımı kaybetmenin acısı değildi bu. O haberle birlikte yıllardır zihnimin bir köşesine kaldırdığımı sandığım hatıralar bir bir yerinden oynadı.
Bir öğretmenin öldürülmesi, sadece bir insanın hayatını kaybetmesi değildir. Bir sınıfın ışığının sönmesidir. Bir kara tahtanın yarım kalan cümlesidir. Bir çocuğun bir daha “hocam” diyemeyecek olmasıdır.
Haberi okurken ellerim titredi. Ve birden yıllar öncesine gittim.
Öğretmenliğe ilk başladığım yıllardı. Yolum Esenler Karabayır’a düşmüştü. Her gün beş saatlik bir yol… İki buçuk saat gidiş, iki buçuk saat dönüş. Ama ben o yolu yorgunlukla değil umutla yürüyordum. Belki bir çocuğun hayatında bir ışık yakarım diye. Belki bir cümlem bir kaderin yönünü değiştirir diye.
Gençtim. İnanıyordum.
Ama öğretmenlik sadece idealizm değilmiş; bazen cesaretmiş, bazen yalnızlıkmış.
Henüz 21-22 yaşlarında bir öğrencim vardı. Sınırı aşan sözler söylediğinde, mesleki duruşumu koruyarak idareye gittim. Aldığım cevap hâlâ kulaklarımda:
“Hocam, siz yanlış anlamışsınızdır.”
O gün yalnız hissettim. Bir öğretmenin en çok ihtiyaç duyduğu şey, arkasında bir kurum olduğunu bilmektir. Kapılar kapandığında insanın içindeki güven de biraz kapanıyor.
Dersime girmeyen, sınav kağıdına adını yazıp çıkan bir öğrenciyi sırf geçsin diye geçirmek istemedim. Notunu hak ettiği gibi verdim. Trafik dersinden kaldı. Takdir alamadı. Öğretmenler odasında bunun konuşulduğunu hatırlıyorum. Beni tebrik edenler oldu. Ben de onları tebrik ettim.
“Bu çocuğa takdir verecek kadar not verdiğiniz için.”
İroni bazen insanın tek savunma mekanizması oluyor.
Son gün okula gitmediğim bir günde, o öğrencinin bana zarar vermek için geldiğini sonradan öğrendim. Beni bulamayınca karnesini bahçede parçalamış. O anı düşündükçe hâlâ ürperirim. Hayat bazen bir tesadüfle devam ediyor.
Sonra tayinim Tuzla’ya çıktı. Yeni bir başlangıç sandım. Ama orada da başka gerçeklerle karşılaştım. Suça meyilli çocuklar, parçalanmış aileler… Bir öğrencimin babasının kendi çocuğuna torbacılık yaptırdığını öğrendiğimde içimde bir şey kırılmıştı. O çocuğun gözlerindeki boşluğu unutamıyorum. Disiplinle değil, destekle kurtulması gereken hayatlar vardı ama sistem çoğu zaman yetişemiyordu.
Yıllar sonra başka bir okulda bir sabah, derste uyuyan bir öğrenciyi uyandırdım diye ertesi gün okula bıçakla geldiğini öğrendim. Beni bulamayınca bir arkadaşını yaraladı. Hapse girdi. Poliste verdiği ifadede niyetinin beni bıçaklamak olduğunu söylediğini duyduğum an, zaman dondu.
Bir öğretmen olarak kendi ölüm ihtimalinizi resmi bir ifadede okumak… Tarif edilemez.
Şimdi o çocuk hâlâ suça karışıyor. Giriyor, çıkıyor. Giriyor, çıkıyor. Sanki hayatı bir cezaevi kapısından ibaret.
Fatma öğretmenin haberi işte tüm bunları yeniden hatırlattı bana. Biz sınıfa sadece ders anlatmaya girmiyoruz. Bazen bir öfkeyi yönetmeye, bazen bir travmayı yumuşatmaya, bazen de bir suçu geciktirmeye giriyoruz. Ama hiçbir öğretmen hayatını riske atmak zorunda kalmamalı.
Öğretmenlik kutsal diyoruz. Evet, kutsal. Ama kutsal olan korunmalı. Özellikle meslek liselerinde güvenlik önlemleri artırılmalı. Risk analizleri yapılmalı. Rehberlik servisleri güçlendirilmeli. Öğretmen yalnız bırakılmamalı.
Çünkü biz kahraman değiliz. Biz sadece işini iyi yapmak isteyen insanlarız.
Bugün çok üzgünüm. Bir meslektaşımı kaybetmenin hüznüyle, geçmişte atlattığım tehlikeleri yeniden hatırlamanın ağırlığı iç içe.
Ama şunu da biliyorum: Yarın yine sınıfa gireceğim. Çünkü bütün karanlığa rağmen bir tek öğrencinin bile yolu değişebiliyorsa, o ışığı yakmaya devam etmek gerekir.
Korkuyla değil, bilinçle.
Yalnız değil, destekle.
Ve en önemlisi, korunarak.
Çünkü bir öğretmenin hayatı, bir haber başlığı olmamalı.
23 Mart 2023 Perşembe
11 Haziran 2019 Salı
24 Saat Zamanın Var
Kendi zamanımızı yönetmek konusunda ne kadar erteleyici olabiliyoruz?” diye hiç düşündünüz mü? Kendimize zaman yaratmak için tüm kesintileri ortadan kaldıramayız ya da sürekli insanlardan uzaklaşarak yaşayamayız ama zaman sınırlıdır. Etrafta yapılmak için sizi bekleyen onlarca şey varken hissettiğiniz kaygının yerini bazı detaylarla doldurabilir ve zamanınızı doğru yöneterek hayatınızdaki stres kaynaklarından birini uzaklaştırabilirsiniz.
Zamanın iyi kullanılması, sürekli çalışmak anlamına gelmez. Yaptığınız şeyin sizin kontrolünüzde olduğu anlamına gelir (kiminle.) bu yüzden Zamanı verimli kullanmak zorundayız.
Nasıl mı?
Yapabileceğinizin en iyisini yapın ve kendi zamanınızın sorumlusu kendiniz olun.
Her gün 24 saatimiz var ve bu süre gerçekten çok kıymetli. Bunun ne kadarını çocuklarınıza, işinize, eşinize, evinize, arkadaşlarınıza, uykunuza en önemlisi kendinize ayırıyorsunuz.
Ben kendi zamanımı yönetme konusunda günlük ajanda tutuyorum ve bunu cok uzun zamandır yapıyorum merak eden ya da ilgi duyanlara duyurulur. Sevgiler 🥰
2 Mayıs 2019 Perşembe
Atatürk Sevgisi ve Din Eğitimi
Atatürk Sevgisi ve Din Eğitimi
Şimdi desturumuzu alalım. Başlayalım. Benim her telden arkadasım olduğunu söylememe gerek yok zaten biliyorsunuz. Bi yandan çarşafla örtünmeyi seçen arkadasım varken bi yandan da bu görüşün tamamen zıttı bir giyinme TARZını seven arkadaşlarım var. Tüm arkadaşlarımı bir araya getirsem tek ortak noktaları ben olurum sanırım. Neyse zaman zaman çocuklara Atatürk sevgisinin ve din eğitiminin ne zaman başlanması gerektiği konusunda yol ayrımına girebiliyoruz. Birbirimize saygı duyduğumuz koşulda tartışmanın benim açımdan sakıncası yok.
Ben ailem ve çevremden sentezledigim bir eğitim metodu uyguluyorum Maya’yı büyütürken. Henüz konuşmaya başlamadan önce hatta anne karnında taşıyorken onunla sesli olarak konuşuyor birlikte şarkılar klasik müzikler dinliyorduk. Ben Mozart dinleterek onun müzik kulagına yön veririm zannederken eğlenmek için Angara’nın Bağlarını seçeceğini bilemezdim tabi :) ya neyse. Konuyu çok uzatmadan asıl TEMA’ma geçiyorum. O dönemlerde sesli dualar be Kitaplar da okuduğum oluyordu. Yaklaşık 6. Aydan sonra biliyorsunuz bebekler kendi dilinde sizinle daha net iletişime geçiyor işte o dönemde de resimlere baktıkça Maya bak bu teyzen bu anne çocukken vs diye gösterirdim. Atatürk resmi ile tanışması o döneme tekabül ediyor yani. Sonra 1,5 yaşındayken Atatürk büstü gördüğünde Anne Atatürk dedi ve inanamadım. Resim ile heykel arasında bağ kurması bana göre çok büyük bir gösteri şöleniydi çünkü Maya bunu söylerken Yanımda bir sürü insan vardı ve çok gururlandım.
Şimdi gelelim Din eğitimine. Efendim evet bebiş denecek yaşta olan çocuklarımıza soyut kavramları öğretmek zor. Gerek de yok bence. Yemek yemeğe başlarken bismillah diyerek başlayıp Elhamdulillah diyerek bitirsin benim için kafi. Bir de ablamın küçükken bana yaptığı gibi Maya’nın uyku rutinine kitap okuduktan sonra küçük dualar eklemeye başladım. Ben hece hece okuyorum o tekrarlıyor. 1 ay kadar böyle gitti. Oya’yı bekliyorum çok tıkandım ayy Hadi Allahüekber dedim. Ve duraklayıp nefes aldım. Bizimki çatır çatır subhanekeye başladı, inanamadım bekledim amentü diye gidiyor. Eşim de ben de çok şaşırdık bizim akıl küpü 5 tane dua ezberlemiş. Yani bana göre her eğitim önce evde anne kucağında başlar diyorum ve susuyorum. Sevgiler
Mayam’ı Büyütürken
Kamu Spotu:
Arkadaşlar son günlerde o kadar çok sıkıldım ki millete açıklama yapmaktan bu yüzden Maya’nın sayfasının gizliliğini kapattım. Öncelikle Küçüklüğünden başlamak istiyorum Maya 6 aylıkken sıralamayı 13 aylıkken yürümeyi öğrenen bir çocuk. Bu şartlarda daha erken yürümesi gerekirken geç yürüdü yani. yine 8 aylıkken henüz emeklemeden merdiven çıkan, benden görüp kalem isteyip resim karalayan bir çocuk. Her çocuğun gelişimi farklı. ben öğretmen bir anneyim hiçbir zaman çocuğuma hiçbir konuda dayatmaya gitmedim onun hazır bulunuşlugunu gözlemlemeye calıştım. Ben ona yetişmeye çalıştım tam tersi. 1 yaşındaydı kendi bezini islak mendilini getirip anne çiz diyordu bunun akabinde ben hazır olmayı bekledim. Normalde 2,5 yaşında tuvalet eğitimi başlar ama biz 19 aylıkken başladık çünkü Maya zaten hazırdı.
Herkes evladının huyunu suyunu bilir, kızım çok sosyal bir çocuk ben de onun tercihlerine her zaman saygı duymaya çalışan bir anneyim.
Maya 10 aylıkken biz temizlik yaparken temizlik bezi isteyip duvarları kadar evi silmiş bir çocuk o dönem biz taşınırken bizimle birlikte koli kapatmayı öğrenen bir çocuk yani çok aktif çok sosyal bir çocuk. 1 yaş dogum gününde kendi konseptini seçmesine izin verdim. Geçen yıl örneğin biberonu bırakıp bardağa geçerken kendi seçtiği daisyli bardakla yola devam edip doğum gününü o konseptte yaptık. Yaklaşık 5 ay önce çikolata müzesini gezerken o kadar çikolatanın içinde Benim alerjim var deyip çok minik bir parça çikolata yiyerek başascının dikkatini iradeli oluşuyla çekip pasta üretim bölümüne giren bir çocuktan bahsediyorum. Orada bizzat yapılışını gördüğü pastayı seçerek 4 yaş konseptini oluşturdu.
Evet şu anda Maya 4 yaşında adı ve soyadının yazılı olduğu bir kağıt gördüğü zaman Aaa anne burda benim adım yazıyor diyerek görsel zekasının çok geliştiğini gösteren bir çocuk. Bunun dışında büyük harflerle yazı gördügü zaman anneciğim bu hangi harf diye soruyor. Ben de ufaktan sesli harfleri sistematikleştirmeden çalışmasını vermeye başladım bu demek değil ki Maya hemen yazacak okuyacak; belki sizin çocuğunuzdan daha geç okuyacak bilmiyorum ben Mayam neye hazırsa onu vermeye çalışıyorum. Hala eğitim kitapları okumaya devam eden eğitimci bir anne olarak. Onun görsel hafızasının benden çok çok iyi olup 1,5 yaşındaki anılarını hatırlıyor olması beni de evet çok şaşırtıyor ama bir yandan da deli gibi 3 ay boyunca 7/24 bale yapıp bi anda baleyi hayatından çıkarmasına anlam veremesem de saygı duyuyorum.
Lütfen artık bana akıl vermeyin. Kendinize saklayın.
Ben onun isteklerini karşılamaya çalışan bir yardımcıyım. Bazı konularda yaşıtlarından çok önde olurken bazı konularda yaşıtlarından çok geriden geliyor olması beni hiç bir zaman rahatsız etmiyor yeterki mutlu bir çocuk olsun öğrenmeye her zaman hevesli olsun onun dışında hiçbir gayem hiçbir amacım yok. Sizin de bizim üzerimizden olmasın lütfen. Ayrıca ne yüzümden ne de arkamdan konuşmanız benim hayata bakışımı değiştirmeyecek. Ve açıklama yapmayacağım artık. Sevgilerimle
11 Ocak 2019 Cuma
İÇ HUZURA YOLCULUK
30 Yaşın Bana Getirdikleri
İnsanları çok takan, kendimi
düşüncelerimi karşımdakine anlatmaya çalışan, beni anlamadıklarında üzülen bir
insandım. Yaş aldıkça ne kadar da gereksiz olduğunu beni ve enerjimi aşağıya
çeken insanlardan uzak durmam
gerektiğini öğrendim.
Öğrendim ki; herkesi olduğu
gibi kabul etmem gerek. Sakin en güzel günlerime fırtınalar yaratan insanlara
karşı duvar örmeyi başarabilince yargılayıcı görüşlerden de uzak durduğumu
gördüm. İnsanlarla ne kadar çok özelimi paylaşırsam o kadar çok müdahale
etmelerine izin verdiğimi gördüm. Üstelik bu benim hatamdı ve hatamdan ders
çıkarabildikçe bu korkunç kombinasyondan kurtulduğumu gördüm. İnsanları hayatımdan
çıkartamasam bile onları affedip mesafeli olmayı başarabildikçe sessizce
iyileşebildiğimi gördüm. . Eğer beni egolarına alet edip kendiyle çözemediği
sorunlarına beni ortak ediyorsa o kişiden nefret etmeden arama mesafe koymam
gerektiğini de öğrendim.
Öğrendim ki; kimseyi
değiştirmeden yanında mutlu ve huzurlu olabiliyorsam o insanla sonuna kadar
devam etmeliyim. Onun acılarına ortak olup onunla daha çok vakit geçirip bazen
konuşmadan sadece sarılarak onu rahatlatabildiğimi ve ona iyi geldikçe kendime
de iyi geldiğimi öğrendim. Vererek çoğaldığımı öğrendim. Onun kıymetli ve özel olduğunu
ona hissederek her fırsatta ona dua ederek güzelleştim
Az İnsan Çok Huzur
Bana enerji vermek yerine
benim enerjimi çalan insanlarla çevrilmişim. Benim için faydalı olmayan şeylere
öncelik veriyorum. O halde ‘az’ benim için her zaman daha fazla faydalı
olduğunu öğrendim. Ve arındım, duruldum, sakinleştim. Yalnız kalmanın
dayanılmaz huzuruna kavuştum. Anladım ki ne kadar izin verirsem o kadar çok
aldığım ya da alacağım kararları etkilediklerini gördüm.
Sıfır Beklenti Sonsuz Mutluluk
Kimseden bişiy beklemeden
kendi işini kendimin yapması gerektiğini öğrendim. En güzel eylemin kendi işimi
kendim yapmanın en iyisi olduğunu öğrendim. En yakınının bile kendi özel hayatı
olduğunu ve önceliklerinin her zaman ben olmamam gerektiğini öğrendim.
Teslimiyet
En en çok bu son bir buçuk
yıldır beni huzura erdiren yegane duygumun aslında Yaradan’a olduğu gibi teslim
olmam gerektiğini öğrendim. Teslim olmak insana o kadar çok huzur veriyormuş ki
gerçekten hayatın g noktasına bu erdemi koyduğunda hiçbir şey ya da hiç kimse
seni çok fazla üzemiyor. Gözyaşlarım anlık aktığında bile vicdan yapıp her
şeyin geçici olduğunu benim için doğru ve hayırlı olanı Rabbim’in benden daha iyi bildiğini düşündükçe
iç huzura kavuşuyorum. ARINIYORUM. Ben huzura kavuştukça eşimin, kızımın,
ailemin ve çevremin de yanımda huzur bulduğunu görüyorum.
Ne İstediğimi Bilmek
Kendimin ne istediğimi, ne
istemediğimi, ne aradığımı, nereye yöneldiğimi çok iyi biliyorum artık. Yaş
aldıkça evde ailemle vakit geçirmenin uzun uzun pazar kahvaltılarımızın yerini hiçbir
gezi planının ve tatilin yerini tutmayacak kadar keyifli olduğunu öğrendim. Kızımın
sağlığının kendiminkinden önde geldiğini, onun rahat uyuması için gerekirse hiç
uyumadan onun rahatını bozmadan ayağımın uyuşukluğunu göz ardı edip o anın
tadını çıkartmak olduğunu öğrendim.
Minnettar Olmak
Şu an olduğum konuma
gelebildiğim için önce Yüce Yaradan’a sonra benim buraya adım adım yaklaşmamı
sağlayan tüm insanlara karşı minnettar olmayı ve teşekkür etmeyi gocunmadan
özür dileyebilmenin hafifliğinin beni iç huzuruma daha çok yaklaştırdığını
öğrendim. Mutlu sakin ve dengeli hayatım için her günüme şükürler olsun. Minnettarım
bu yazımı okuyan dostlarıma arkadaşlarıma sevdiklerime ve beni sevmeyenlere de tabi :)
20 Eylül 2017 Çarşamba
Mayam Okullu Oldu, 20.09.17çarş
Okulda İlk Gün
Bahar çiçeğim 29 aylık ve aileden bakacak kimsemiz olmadığı için geçen yıl olduğu gibi ya oyun ablasını evimizde misafir edecektik ya da kreşe başlatacaktık. Oyun ablasına İstanbul'da güvenmek çok da akıl karı olmadığı için kreşi tercih ettik. O kadar çok seçenek var ki araştırmaya başlayınca görüyor insan, ayrıca kızımdan çok daha küçüklerin bile kreşe gittiğini görünce rahatladım. Şimdiye kadar 7 kreşle görüştüm bunlardan 2 tanesi kurumsaldı. Önceliklerim önceden hijyen ve güvenlikti sadece okulları gezince değişti ve bunun yanına bir sürü seçenek eklendi. Mayam'ın okulu ve okulun lavabosunu sevmesi çok önemli, öğretmenin hayata pozitif bakmasını ve Mutlu bir insan olmasını, okulun sosyal medyayı kullanmamasını da çok önemsiyorum ve kurumsal olması beni daha çok tatmin edecekti. Sonra 2 kreşle 2. Bir görüşme daha yaptım Mayam'ın öğretmenleri ile tanışmasını ve onun seçmesini tercih ettim. Okul bahçesine girer girmez çok Mutlu ve öğretmeninin hemen kucağına atlaması beni çok mutlu etti ve okulunu seçmiş olduk. Sonra babayla 3. Bir görüşme daha yapıp kayıt oluşturduk. Bugün ilk kez okula başladı. Ben çok tedirgin ve endişeliyim kapıda bekliyorum. Okula ilk kez Veli olarak geliyorum bu kısmı da zormuş gerçekten. Mayam bensiz yemek yiyip uyuyabilecek mi bensiz ağlayacak mı 3 aydır hiç ayrı kalmadık bununla başa çıkabilecek mi diye düşünürken mayam bana göre daha uyumlu çok şükür çok çabuk konsantre oluyor her şeye. İlk gün 1 saat durup alacaktım ama okuldan ayrılmak istemiyor çok enteresan. İlk gün yemeklerini yedi ve öğretmeniyle keyifli vakit geçiriyor. Duygularım o kadar çok karmaşık ki kendimi ifade edemiyorum bir yandan umutluyum ve mutluyum aslında kendi başına bizsiz vakit geçirebiliyor yeni arkadaşlar edinip çok güzel vakit geçiriyor.
2 saat sonunda uykusu geldiği için okuldan aldım ilk günden farklı bir yerde uyanmasını istemedim. Bizim şeker pare gülerek bana koştu ve sonra gidip öğretmenine öpücük verdi. Saçları benim hiç bi Zaman yapamadığım gibi güzelce örülmüş öz bakımı itinayla yapılmış ne yediği ne gibi aktivitelere katıldığı defterine yazılmış halde eve geliyor olmak harika bir duygu. Ki bu kadarını beklemiyordum bile. Bir yandan ilk gün güzel ya 2. Gün de aynı şekilde devam edebilecek mi? Diye endişelenmeden kendimi alamıyorum. Mayam'ı güvenilir ellere mutlu olacağını bilerek bırakmak beni tatmin ediyor hemen olumsuz düşünceleri siliyorum aklımdan
Bahar çiçeğim 29 aylık ve aileden bakacak kimsemiz olmadığı için geçen yıl olduğu gibi ya oyun ablasını evimizde misafir edecektik ya da kreşe başlatacaktık. Oyun ablasına İstanbul'da güvenmek çok da akıl karı olmadığı için kreşi tercih ettik. O kadar çok seçenek var ki araştırmaya başlayınca görüyor insan, ayrıca kızımdan çok daha küçüklerin bile kreşe gittiğini görünce rahatladım. Şimdiye kadar 7 kreşle görüştüm bunlardan 2 tanesi kurumsaldı. Önceliklerim önceden hijyen ve güvenlikti sadece okulları gezince değişti ve bunun yanına bir sürü seçenek eklendi. Mayam'ın okulu ve okulun lavabosunu sevmesi çok önemli, öğretmenin hayata pozitif bakmasını ve Mutlu bir insan olmasını, okulun sosyal medyayı kullanmamasını da çok önemsiyorum ve kurumsal olması beni daha çok tatmin edecekti. Sonra 2 kreşle 2. Bir görüşme daha yaptım Mayam'ın öğretmenleri ile tanışmasını ve onun seçmesini tercih ettim. Okul bahçesine girer girmez çok Mutlu ve öğretmeninin hemen kucağına atlaması beni çok mutlu etti ve okulunu seçmiş olduk. Sonra babayla 3. Bir görüşme daha yapıp kayıt oluşturduk. Bugün ilk kez okula başladı. Ben çok tedirgin ve endişeliyim kapıda bekliyorum. Okula ilk kez Veli olarak geliyorum bu kısmı da zormuş gerçekten. Mayam bensiz yemek yiyip uyuyabilecek mi bensiz ağlayacak mı 3 aydır hiç ayrı kalmadık bununla başa çıkabilecek mi diye düşünürken mayam bana göre daha uyumlu çok şükür çok çabuk konsantre oluyor her şeye. İlk gün 1 saat durup alacaktım ama okuldan ayrılmak istemiyor çok enteresan. İlk gün yemeklerini yedi ve öğretmeniyle keyifli vakit geçiriyor. Duygularım o kadar çok karmaşık ki kendimi ifade edemiyorum bir yandan umutluyum ve mutluyum aslında kendi başına bizsiz vakit geçirebiliyor yeni arkadaşlar edinip çok güzel vakit geçiriyor.
2 saat sonunda uykusu geldiği için okuldan aldım ilk günden farklı bir yerde uyanmasını istemedim. Bizim şeker pare gülerek bana koştu ve sonra gidip öğretmenine öpücük verdi. Saçları benim hiç bi Zaman yapamadığım gibi güzelce örülmüş öz bakımı itinayla yapılmış ne yediği ne gibi aktivitelere katıldığı defterine yazılmış halde eve geliyor olmak harika bir duygu. Ki bu kadarını beklemiyordum bile. Bir yandan ilk gün güzel ya 2. Gün de aynı şekilde devam edebilecek mi? Diye endişelenmeden kendimi alamıyorum. Mayam'ı güvenilir ellere mutlu olacağını bilerek bırakmak beni tatmin ediyor hemen olumsuz düşünceleri siliyorum aklımdan
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
