Popüler Yayınlar

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Zeytinim Demek


Benim icin Zeytinim sen cagirmadan gelen  varlığıyla seni mutlu edendir.
Benim için Zeytinim  'canım pasta ayarlar misin' diye soruldugunda neden sorusunu sormayıp neyli, kaç kişilik, nereye göndereyim diye sorandir. 
Benim icin Zeytinim'in anlami sevecendir Rabbin tarafından senin icin seçilmiş  emeklemeden bugüne dek süren en değerli paydaşindir. 
benim icin Zeytinim senin  en sıkıntılı anını sürprizler yaparak en neşeli hale getirmektir.
Benim icin Zeytinim geçmişe bakıp en güzel anılarını anımsadiginda o anların baş kahramanlarindandir.
Brnim icib Zeytinim  kiskanmamak sorgulamamak seni olduğu gibi kabul etmektir.
Benim icin Zeytinim samimiyettir guvendir sevgidir  bagdir sabahlara kadar gülmek ağlamaktir sarilmaktir candir. Veee hala her türlü yeniliğe ragmen mektup yazabilmektir.
Benim için Zeytinim  fedakarliktir.  Srn gelemiyorsan ben geliyorum demektir. Kına gününün sabahi, düğününe 3 gün kala şehir dışına yegenini görmek için gitmektir.
Zeytinim nişan arifesinde hamilelik kaprislerimizi çeken hatta nişan gününde bile senin rahatıni düşünendir.

Zeytinim seni çok seviyorum.

Ben böyle gercek dostluklar edindiğim için, kızıma bu kadar düşünceli teyzeler edindirdigim için çok sansliyim. Rabbime şükürler olsun.
Bana bu güzellikleri yaşatan gecenin bir körü kalemi elime aglayarak aldiran başta Seda Salim Zengin olmak üzere tüm dostlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. 

1 Nisan 2015 Çarşamba

Uyu Türkiye Uyu


Tamam yaptınız bir hata eli silahlı insanlar Avrupa'nin en büyük adliyesine kadar girdi. 8 saat ya koskoca 8 saat boyunca elinizde hiç mi imkan yok hiç mi teknoloji yok. Göz göre göre kurda kuzuyu teslim ettiniz hala ne başarılı operasyonundan bahsediyorsunuz. 

Ben o savcının eşini çocuklarını akrabalarını arkadaşlarını düşünüyorum. Kendimi onların yerine koyuyorum deli olurum herhalde deli.  Aynı adliyede benim de akrabamlarimdan  çalışan ve calismaya devam edecek olan savcıları hakimleri düşünüyorum. Nasıl bir psikoloji ile ise gidecekler. Eşleri onları nasıl işe ugurlayacak. 


Bu arada tabi ki o savcıyi öldüren katil, terörist her kimlerse onları haklı bulmuyorum ama ver kardeşim adamlarin istediğini. Madem sizinle oturup müzakere yapıyorlar ki siz apoyla bile müzakere masasına oturmuyor musunuz. Özel yayın yap son teknolojini kullan ne bilim içeri sessiz uyutucu gaz bombası sık. Yap yap bir şeyler koskoca 8 saat neyi bekledin.

Avukatına ayrıcalık tanı üzerini arama. Adliyene kadar girsinler avukat terörist olsun. Türkiyenin en güvenli yeri olan meclise gelen kargolari bile tırım tırım incele ama milletvekilin arabasında isterse kalaşnikof silah soksun arama yapama. Nedir bu Allahi sen ayrıcalık zafiyeti. 

Yazık çok yazık yıl olmuş 2015 elektrik iletimde sorun var denilip çıkılıyor üzerinden kaç saat geçti hala sorunun ne olduğunu bulamadılar öyle mi? Ben küçücük aklımla söyleyeyim bir gün önce de aynı saatlerde istanbulda kesinti oldu yani ufak bi ön deneme yaptılar ve ertesi gün fiber saldırı. 

Günaydın Türkiye. Ya da boşver uyumaya uyutulmaya devam et Türkiye.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Ben Kim miyim? PESiMiST, AGRESİF, DEPRESİF, SOSYALİST, EŞ, TEYZE, AŞÇI ve TEMİZLİKÇİ

Haberlerde ya da orda burda duyduğum kötü olayların bir gün benim de başıma geldiğini gördükçe ben olumlu baktığım için tüm olumsuzlukları göremediğim için yaşadığım onca sıkıntı,  farklı bir kültürde farklı insanlara bolca rastladığım içindir ki evlendikten sonra yakama yakışan bir haldir PESiMiST olma.


Dostluğa çok küçük yaşlardan itibaren hissettigim sevgi açlığiyla fazla değer verip karşı tarafa çok fazla anlamlar yükleyip en zor animda bile sevdiklerim dostlarım için yapmayacagim fedakarlık olmadığını bilip karşı taraftan da aynı fedakarlığı ummak ya da küçük bir teşekkür beklemek ve karşılığını alamamak. Bu gibi durumlarda tek yaptığım bana çok acı vereceğini bilsem de o kişiyi hayatimdan çıkarıp anilarda güzel kalmasını sağlamakla AGRESİF oldum.

Beni üzen olaylara gosterdigim sabır. Her şey yolundaymis gibi çok mutluymusum gibi aşırı kahkahalar atip beni en en yakından taniyanlarin anlayabileceği ölçüde çektiğim acı ve sıkıntılar   DEPRESİF olmayı,

İlkokul mezunu bir kişinin yüksek lisans yapmış bir kişiyi kendi beyin hücreleri çerçevesinde alcaltmaya çalışması onu teste tabi tutmasi, sırf baba ya eş parasıyla üstünlük kurmalar, degerli  taşları, altınları, markalı kıyafetleri  ya da son model arabasından başka konuşacak muhabbeti olamayanlar.. bir de gittiği lüks ortamlari ve tanıdığı zengin ya da sanatçı dostları da her konunun icine alakali ya da alakasiz olarak üzerine eklersek tamamdır. Bu tiplerle çok sık karşılaşır olmak SOSYALiST olmamı getirdi.

Önceleri sadece yemek için mutfağa giren öğrenci olduğunda fazlaca duvara tökezleyip aç kalmamak içi  ihtiyaçtan hobi olarak yemek yapan bir tipken evlendikten sonra birinin sorumluluğu almak sen ne pişirirsen pişir teşekkür edip seni yücelten bir eşin varsa sabah kahvaltı sonrası ilk aklıma gelen soru 'bugün ne pisirsem' olduysa, aile büyüklerini ilk defa yemeğe alacağım hafta heyecanima yenik düşüp her şeyi berbat edip eşim tarafından eve ascisi gonderildiyse ben neden güzel yemek yapamıyorum diye sızlanip her gün bir önceki günden daha güzel tarifler bulup kendimi geliştirme çabaları AŞÇI  kimligimi açığa çıkarttı. Kilo almaktan korkma hallerimin yemek yapma güdümü durduramamasi sadece resimlerde kalmış olmasi gibi gibi.. Tek rakibim Türk Hava Yolları :D

E nerdeyse 12 yaşımdan beri teyzeyim zaten. 
Evin en kücügü  olarak dogup en büyük ablamdan bile büyük biriyle evlenip küçük olmanın avantajlarıni sonuna kadar kullanmak ....

Kişiliğimin degisip gelisip oturmasında evlilik olayının fazlaca gün yüzüne çıkması. Nasıl çıkmasın ki soyadim kütük numaram bile değişti ben mi degismeyeyim. 

Evcilik oynarken hep öğretmenlerimi rol model alıp öğretmen olmak...

İlkokulda tanıştığım öğretmenim sayesinde sessizligimi kalemimi konuşturarak yanıtlamayi öğrenmek..

Evde annemin sürekli hasta olması ve ev islerini ablamla paylaşıp bana hep temizliğin kalması ve temizlik sonrası ablam tarafından teftiş edilmek fazlaca çamaşır suyu bağımlısı olmamı gerektirdi. He bir de şu ayna silme meselesi var. Ben aynaları da pırıl pırıl yaptigimi düşünürdüm ablam arkamdan gelip tekrar silerdi. Simdi de pek bir şey değişmedi değişen bir şey var o da artık aynaları güzel silemedigimin farkındayım direk eşime devrediyorum.

Ben buyum işte değerli dostlarım arkadaşlarım ailem ve akrabalarim ve henüz tanismadigim arkadaşım olacak diğer insanlar. Beni bile bile yaklaşın kusurum varsa mazur görün isterim. Kendimi eksigimle fazlamla görgümle ve görgüsüzlügümle fazlaca kabul ediyorum. Sevgilerimle 


Arzu Ablam iyiki doğmuuuuş

KARDEŞ DEMEK 
Kardeşinin gözlerinin derinlerine bakıp sevgiyi görmek demek. Kalbinin içindeki sıcaklığı hissetmek o kalplerin birlikte atması demektir.

Herkes gitse bile onlar kalıyor, seni kendine getirmek için çaba sarf ediyor… Kimsenin umurunda değilken onlar senin için üzülüyor, yanında oluyor her daim…
Görmesen özlüyorsun, konuşmasan eksikliğini hissediyorsun. 
Biraraya geldiğinde tekrar ondan ayrılacağını düşünüp saatlerce onu izliyorsun o anın bile tam olarak doyasıya keyfini cikaramiyorsun.

Yani Kardeş demek, can demek...
Sevgilerin en sadesi, en içtenidir kardeş sevgisi...

Arkanda sağlam bir kaledir...

Bir sarmaşiğın dallari gibidir kardesler. Dışarıdan bir baskı veya üzüntü ile karşılaşıldığında kenetlenip tutunurlar, üzüleni, zarar göreni korumak için...

Kücük kardes olmak ise bir başka duygudur...

Himaye edildiğini, sahiplenildigini bilirsin. Bilirsin ki seni senden daha çok düşünen ablalarin vardır.  Sen onlarin kardesi degil kızısindir aslında... Veee bazen bu sevgi karşısında şımarıklik yaparsın farkında olmadan onun o narin yüreğini kirarsin.

Hayatın akışında vardır bazen darılmak...
Böyle zamanlari farkettigin an kalbini almak o kadar kolaydır ki sana istese bile kızamaz.

Ama herşeye rağmen yüreğinin en güzel köşesinde ağırlamak, yüreğinde agirlandigini bilmek güçlü kılar insanı.  

Kardeş demek su demektir...
Kardeş demek hayat demektir...
Kardeş demek, can demek, asla vazgeçilmeyen demektir…

İyi ki doğmuşsun benim dünyalar güzeli ablam. Seni çok seviyorum.
☺☺

Değerli dostum SedaMa

14 yılımizi şöyle bir gözümün önünden geçiriyorum da ne kadar çok ani biriktirmisiz çok güzel paydasimlarimiz olmuş. Sanki dogdugun andan beri tanıyorum seni. Ben doğduktan 4 ay sonra bir kardeşim olmuş sanki. Seni çok seviyorum Rabbim yoluna çıkan benim bilmediğim ya da engel olamadığım tüm taşları toplasin, yollarina güller yagdirsin. Seni çok özlüyorum artık hasretin tavan. En kısa zamanda görüşmek üzere Sedam. İyi ki benim arkadaşım dostum kardeşimsin iyi ki doğdun. Keyifle huzurla ve mutlulukla kal.

Özgecan'a ve Tüm Hemcinslerime İthafen

 Artık bu son olsun gencecik bir tomurcuğun aramızdan hunharca çekip alinması insanlığa ve değerli devlet buyuklerimize ders olsun. Herkes şapkasıni önüne koysun ve düşünsün bakalım biz ne yapabiliriz.

Ben de Twitter'da gördüğüm tt olan #sendeanlat başlığı için yazmak istiyorum. Bunun için şimdiden babam ve eşimden Özür diliyorum umarım yazdıklarım sizi incitmez.

Evlendiğim ilk haftalarda bir anda geçmiş hiç geçmemiş gibi gün yüzüne çıkıyor ve ben deli gibi agliyorum. Eşim neden agladigimi sorgulayan gözlerle bana bakıyor.  Sanki hipnoz edilip bilinçaltıma indim ve konuşuyorum.  Ben yaklaşık 5 6 yaşlarımda salincakta sallanmayi cok seven bir çocuğum.  Mahallede bir Ali Dede var herkesin çocuklarına göz kulak olduğu.  Torunları ve bizler için evinin arka tarafina bir salıncak kurmuş her gün annemizden izin alıp bizleri evimizden alıp sallıyor. Ben bu durumdan çok rahatsızim çünkü sallarken bizi önden sallıyor istemiyorum dedikçe de bırakmıyor. Ben de tüm olağan gücümle daha daha daha yukarı doğru ayaklarimla hız alıyorum ki o beni sallamasin ve kendi kendime sallandigimi görsün  diye. Ne anneme ne ablama anlatıyorum  o pis herifi. Çünkü çok korkuyorum. "Basım dönüyor sallanmak istemiyorum anne gitmeyecegim" diyerek  o adamın davetini kabul etmemeye başlıyorum.  Belki de vertigo ile o dönemde tanıştım. Bu olayın tek güzel tarafı çok yüksek ağaçlarda tek başıma sallanmayi sevmem ve en zirveye soluğum kesilinceye kadar çıkmak sallanmak oldu. 

Sonra ne mi oldu o pis ali dededin 20 yıl sonra evinde kurtlanarak ölü bulunduğunu duydum. Sevinmedim ama hak yerini bulmuş dedim içimden.

Şimdi de liseyi yeni bitirdim 17 yaşımdayım. Üniversite okumak için dershaneye gitmem şart. Babam  ise tüm cabalarima rağmen beni göndermek istemiyor. İş bulup çalışmam lazım ve dershane parası kazanmaliyim. Ama nasıl is bulacağım? Yazın çalıştığım is yerine ara ara uğrayan aile dostumuzu da tanıyan bir Ahmet Abi vardı. Dur bir yerde işin düşerse mutlaka ara diye verdigi kartviziti vardı.  Evet işte buldum ablamla birlikte buluştuk. O gün  yüzünde anlamadigim saskinligin sebebini sonra anlayacağım. Ablamla durumu anlattık ve bana haftaiçi calisabilecegim bir iş buldu ve haftasonu için de gideceğim dershane için ufak bir indirim yaptırdı. Her şey çok güzel işim var dershaneye gidiyorum daha ne isteyeyim. Nerdeyse iki günde bir ahmet abi ziyarete geliyor ve patronumla konuşuyor beni ne güzel koruyup kolluyor diye düşünüyorum. Böyle bir ayım geçiyor. Ben haftanın 7 günü is ders derken halsiz kalDigim bir gün ahmet abi yine iş yerime ziyaretime geliyor, rengin solmuş bugün seni ben eve ötüreyim diye patronumla konuşup 1 sa erken çıkıyoruz. Ben arabasının arka kapısını açıyorum o ise orası kilitli deyip ön kapıyı açıyor.  Biraz tedirgin bir şekilde oturuyorum ve eve doğru gidiyoruz. Bu arada eşi arıyor ve açmıyor benim tedirginligim gittikçe artıyor niye açmıyorsun abi merak eder diyorum. Bana abi deme artık hem şimdi boşver o kadını hiç dırdırını cekemem diyerek kizaran yanagimi oksuyor. Ki o güne kadar her fırsatta eşini öven  ve eşine çok aşık olduğunu söyleyen biri. Ben niyetini az buçuk anlayıp kendi kendime bir kaçış planı yapıyorum. Şu marketten su alacağım diyerek arabadan iniyorum. Orada birilerinden yardım isteyebilirim. Aman bir de ne göreyim arkamdan biri cantami çekiyor gel bu taraftan ben aldım suyu diyor. Tekrar arabaya biniyoruz yolu ters yöne doğru degistiriyor ben nereye gidiyoruz diyorum o da Sapanca'ya diyor. Ben de lütfen Serdivan'a evime götür beni diye yalvariyorumm. Sonra aciyip tekrar Serdivan istikametine gidiyoruz. İçimden bildiğim tüm dualari okuyorum. O bu arada bana aşkını ilan ediyor 40 küsür yaşında herif. Beni ilk gördüğünde üzerimde olan kiyafetimi anlatıyor benden çok etkilenmiş. İstersem işi bırakıp sadece dershaneye gidebilirmişim o benim her masrafimi karsilarmis hem üniversite  kazanıp okumak kolay mı oradan bana ev de tutarmis sadece ona güvenmeli onun askina karsilik vermeliymişim. Ben bu arada evimi tarif ediyorum o benim dediğim duraktan dönmeyip Kazimpasa yoluna doğru gidiyor. Lütfen diyorum bugün çok yorgunum evime gidip dinleneyim yarın bu konuyu konuşuruz diyorum. Benden açık ağız görünce tamam diyor pis pis gülerek yarın senin için harika sürprizim var bugün  yat dinlen diyor. Sonunda rahat bir nefes alıp evime geliyoruz. Camdan bakan anneme selam bile veriyor. Ben ağlayarak odama çekiliyorum. Tüm yaşadıklarımı ablama anlatıyorum o da işi de dershaneyi de bırakmam gerektiğini söylüyor. Onun telefonuna ablamin telefonundan bir daha beni rahatsız etmesin eğer pesime düşerse her şeyi hanımına ve babama anlatacagimizi içeren bir mesaj atıyoruz. Deli gibi sürekli sabaha kadar  arıyor acmiyoruz. Nerdeyse bir hafta kendime gelemedim aglamaktan. O da bir hafta sonunda aramayı bıraktı. Ben de ablamla gidip dershane kaydimi sildirdim sadece 1 ay gittiğim Sed Dershanesi yetkilileri benden 2 aylik ödeme aldılar hediye verdikleri kitapların bile parasini ödedim. Herkese de çok yorulduğum için işi bıraktığımı söyledim ve o günden sonra evde DERS çalışıp üniversiteyi kazandım. BEn üniversite  kazanınca sed dershanesi onların öğrencisiymisim gibi benim üzerimden reklam yaptılar Ankara'da olduğum için gidip hesap soramadım, telefonla önüme geleni azarlamakla yetindim.

Şu an o çirkin  kötü günler geride kaldı çok şükür lisede arkadaşımla gezerken ruh hastası bir tipe rastlayip Hilmi Kayın İs Merkezi merdiveninde cinsel organını açıp bize göstermesinden, Cark Caddesi'nde gezerken bizi lafla taciz edip takip eden tipleri gerek migros un ön kapisindan girip arka kapisindan cikarak gerekse caddenin basina kadar gelip polise adres sorarken tacizciyi sikayet ettigimizi düşündürtüp vaz gecirtip alt etmemizden  hiç bahsetmeyeyim bile. 

Artık büyüyüp kendimi savunacak hale geldim diye düşünüyorum ama bir yandan da sürekli temkinli olup mahallemde yalniz gezerken beni arabasıyla takip eden tiplerle başa çıkmak için siyah upuzun etekle dışarı çıkiyorum. Lakin bu olay mini etek cinsel taciz isteği uyandırıyor diyenlere kapak olsun.
     Yine yalnız pazara gittiğim bir gün. Mübarek ramazan ayı. Alışveriş yaparken sol arka popomdan pis bir kocaman elle taciz edildim. Arkama döndüğümde herkes bayandi biraz dikkatli bakınca bir yaşlı adam gördüm yönünü çevirdi durup yanına gidecektim pis herif diyecektim ki bir baktım yanında carsafli bir karısı var ve dantelli tayt seçiyor. Utandım ve yine ağlayarak eve döndüm. Eşime anlattım pazarda zabıta var ona söyleseydin dedi yapamadim. O günden sonra 4 ay pazara gitmedim. Taşınmaya karar verdik ama elimizde olmayan nedenlerle taşınamadik ve ben o pazara gitmeye devam ediyorum bu kez pazarın başında herhangi bir teyzeye takılıp pazarı onunla birlikte yapıp öyle evime dönüyorum. 

Şu an anne adayi sayilirim ve 3 tane pırlanta gibi kız yegenim var. Cok korkuyorum. Acaba ben kızlarimi koruyabilecek miyim, ben belki çok bir şey yaşamadım zekice bir cok kötü yolun kenarindan döndüm ama onlar benim kadar şanslı olup tamamen hiç bir kötü deneyim yasamadan büyüyebilecek mi? 

Ben Özgecan'in daha canı yanmasın diye elimden ne gelirse yapmaya çalışacağım inş sayın Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Sahin gibi diğer devlet büyüklerimiz de elinden geleni yapar. 

Yaşama kadin gözüyle güvenle bakabilmek dileğiyle