Popüler Yayınlar

12 Temmuz 2012 Perşembe

SSPK

Yorucu mu yorucu bir maraton, hep alışık olduğumuz bir sınav sendromu, 5 şık arasından tercih yapmaya çalışmak, koşulsuz koşullanmak, hayatı aileni yakın çevreni çoğu zaman ilgisiz bırakıp ders çalışmak, yazın en sıcak gününde denize gidenleri görüp nefsine hakim olup çalışmak çalışmakkk!
Kolay yoldan köşeyi fönmemek kimsenin kul hakkına girmeyip kendi alnının teriyle çalışıp bir yerlere gelme isteği...

Vee sonuç mu tam bir fiyasko. Çalanlar çırpanlarla ellerinde cevapları olanlarla aynı sınava girip yüksek başarı elde edeceğine inamak ve direnmek,

Deprem bölgesinde yaşamanın vermiş olduğu bir kötü ihtimal de var tabi..

Kara bahtım kör talihim yoğunlaşmış Türkçe sorularına, sınava iyice konsantre olunmuş gözler okunan paragraf sorularıyla moronlaşmış uyuşmuş adetaaa.. Ve tr sorularında fazlaca vaktinin gitiğini düşünüp biraz stres olup biraz dua edip kendini tam veriyorsun ki evet tam da o dakikada 10:10'da 4.4 şiddetinde deprem oluyor. Üstelik zemin kattasın ve depremi çok feci bir şekilde hissedip kaç şiddetinde oldugunu tahmin ediyorsun ve tecrübelerinden yola çıkarak biliyorsun ki bu artçı deprem olabilir arkasından daha büyüğü gelebilir. Nereden kaçabilirim, ailem ne durumda ne yapıyorlar gibi bi ton soru kafanı kurcalıyor 30 sn içinde. Sınav gözetmenleri komik ve duyarsız. Ellerimizde kalemle bizi bekleyen depremleri düşünmeyin bina taş bina devam edin diyor. Ve herkes verilen komutları uymakla sorumlu bi kedi gibi pısıp devam ediyor sınavına. Ya ben yapabilir miyim? Elimi ayagımı hissetmiyorum, başım dönüyor sanki... Bir yudum su bir yudum dahaaa....
Sakin ol Meryem. En nihayetinde bir gün öleceksin belki bugün. Ama şu an elinden geleni yap ölsen bile elinde kalemle öleceksin ibreti aleme ders olsun diyorum ve kendi kendimi 15 dk lık sakinleştirme terapisi yaptıktan sonra devam ediyorum kaldığım yerden.
Bir soru kaç kere okununca anlaşılırr 1 mi 2 mi yok ben anlamıyorum 3 kere okudum. Neyse diyorum Tarih yapayım sonra bir çırpıda diğer soruları cevaplıyorum. geldik mi sonuna aman Alllahım hayır henüz değil daha matematik sorularının hepsine bakamadım bile. Ama zaten 15 dk gitmişti deprem nedeniyle. Sınav sonunda ek süre istiyorum çok değerli büyük hocalardan. Ama yönetmelikte böyle birşey yokmuş karışıklığa neden olurmuş yahu ne karışıklığı ben hakkım olan o 15 dk yı istiyorum. ama çok adaletliler ya kendileri vermediler.

Sınav bitti, ama maraton bitmedi. 2. sınava kadar 3 saat ara var. Yemek yiyip kendine gelmen dinlenmen lazım. Sakinleşip hazırlanman lazım.

Eveeet 2.sınav da bitti. Uyumak istiyorum dinlenmek nefes almak istiyorum. Evime geldim ama uyumak ne mümkün. Acaba arkadaşlarım ne yaptı bir durum analizi yapıp öyle yatayım dedim. Neti bir açtım bizim soruların hepsi önceden vahiy gelmiş bir yayınevine sanki. Bütün sorular karşımda. Çıldırdım delirdim, küfretmek geldi içimden. Doymadınız mı arkadaş, zaten sınavsız birçok işe girdiniz, nereye istediniz de giremediniz, 3 kuruşluk umudu olan insanlardan daha ne istiyorsunuz. Sonucu belli olan sınava ne diye milleti 1 yıl boyunca masa başına mahrum ediyorsunuz.


Adaletin olmadığı dünyamız bir kere daha vurdu tekmeyi, hayırlı uğurlu olsun, ibret olsun bi daha da girersen kpss ye Meryem

13 Haziran 2012 Çarşamba

Sokak Güncesi


Bu dünyada adalet yok ben bilirim,
Kimi evinden sıkılıp yeniden yıkıp yapacak kadar zengin, kimi yıkılan inşaat kalıntılarından demir parçalarını penseyle ayırıp satıp para kazanmaya çalışacak kadar fakir! 

Kimi liseyi bile açık öğretimden bitirip 2500 tl maaş alacak kadar şanslı, kimi 4 yıllık üniversite bitirip 3 tekerlekli arabasıyla çekirdek satacak kadar şanssız! 

Kimi hiç bişeyi eksik olmayacak bi çocuk olarak doğmak yerine 16 yaşında bi anne tarafından dünyaya getirilip sokağa atılacak kadar bahtsız bedevi! 

Kimi hayvan onu çok seven, önüne binbir çeşit mama seren aileyle yaşayacak kadar tok, kimi sokaklarda çöp kalıntılarıyla beslenen ama bir türlü doyamayan bir aç!. 

Kimi her şeyini kaybetmiş ya da engelli olup yine de hayata pozitif bakıp mutluluk enerjisi yayan ve eşini taparcasına seven bir can, kimi eli kolu her şeyi sağlam olup üstelik kendine deliler gibi aşık olan eşi olduğu halde onu aldatacak kadar ahmak..

Seçimler insanların hayatlarını belirler ben bilirim lakin bazen elimizde olmayan sebeplere ne demeli...

Bu dünyada adalet yok ben bilirim...

Kadın ve Toplum-1


Androjen Kişilik
YOLalMeryemce

Kadın ve Toplum
Kadın
Kırsal alanlarda kadının üzerindeki sorumluluk yadsınamaz bir gerçektir. Kadının kırsal alanlardaki konumunun iyileştirilebilmesi ve eğitimlerine devam edebilmeleri için öcelikle oralarda kadın ve kız çocuklarının iş yükü azaltılabilir, çünkü özellikle yaz aylarında henüz ilkokul çağındaki kız çocuklar bile tarlaya ekin yapmaya götürülüyor ve eğitimleri eksik ya da tamamlanamadan kalıyor. Ailelere çocuklarını okula göndermedikleri takdirde belirli bir ceza-i sorumluluk vermek de görüldüğü üzere çok fazla etkili olamamaktadır. Ailelere kız çocuklarını okullara düzenli göndermeleri için daha farklı yaptırımlar uygulanabilir. Örneğin RAM üyeleri ve okul psikolojik rehber öğretmeni özellikle kırsal kesimlerdeki ailelere müşavirlik hizmetlerini çok sıkça uygulayabilir, aileler bilinçlendirilebilir. MEB batının eğitim seviyesinin geldiği noktayı bir yandan geliştirmeye çalışırken kırsal kesimlerinkini de ayrıca iyileştirici reformlarla güzelleştirebilir. 

Gelelim kırsal şehirlerimizdeki iş hayatında kadınların konumuna;
C.Öztaş'ın "Kırsal Kalkınma Ve Kadın" adlı yazısında bu konuya çok güzel değinilmiş ben de çok yakınımdan geçen bir olayı paylaşmak istiyorum. Eniştemin tayini dolayısiyle ablamlar Ardahan'a atandılar. Her zaman çalışmayı seven ve girişimci olan ablam bir yenilik yaptı ve oradaki iş adamlarıyla görüşerek büyük bir market açılmasına öncülük etti. Pazarlama faaliyetlerinden tutun da mal alım satımına kadar her türlü mali işlemlerde market sahibi tarafından serbest bir sorumluluk ve yetki verildi ve ablam müdür oldu. Bir gün X firmasından çok büyük meblada mal aldığını gösteren bir fatura imzalamış ve gelen firmanın yetkili kişilleri ablamın imzasını bayan olduğu için hiçe sayıp market sahibini bulup bir de ona imzalatmaya ihtiyaç duymuşlar. Batıda yetişmiş eğitimli bir bayan için bu durum son derece manidar ve artık orada müdür olmasının bir anlamının olmadığını anlayacak kadar da açıktı. En nihayetinde istifasını verdi. Bu ve buna benzer olaylar eminim ki dahası da oluyordur. Buralarda kadını iş hayatına sokabilmek için öncelikle yapılması gereken kırsal kesimlerdeki iş sektöründe bulunan erkeklere büyük firmaların CEOları seminer verip bilinçlendirebilir.


Cinsiyetlerarası rol dağılımına baktığımızda ve artık günümüzde baskın olan iş hayatında tercih edilen kişilik tipi "ANDROJENİK KİŞİLİK TİPİ"dir. Herkesin ilgi ve merak duyduğu her mesleği icra edebilecek yetenek ve beceriye sahip olarak dünyaya getirildiğini düşünecek olursak pekala bir kadından da tır şöförü; bir erkekten de çocuk bakıcısı olabilir. Bu meslek gruplarını olmazsa olmaz sınırla çizip ayırmak çok da akıllıca değil. 

4 Haziran 2012 Pazartesi

Kızılcahamam






Kızılcahamam
Kızılcahamam: Ankara'ya varmadan İstanbul yolu üzerinde, Bolu'yu geçince yani. Güzel kendi halinde minik bir ilçe. Yeşilliğinden olsa gerek havası çok temiz ve ferahlatıcı. 4 mevsimin bir arada yaşandığı otelleri ve tatil köyleri mevcut. Kızılcahamam'ı asıl güzelleştiren ve yerli turisti çeken bir diğer özelliği ise termal su tesislerinin bulunuyor olması. İç anadolu bölgesinde kurak bir şehirin bünyesinde böylesine bir avantajın olması elbette ki yerli iş adamlarının buraya yatırım yapmasına katkı sağlamış. Başkent olduğu için ulaşımı da gayet kolay. 




Gelelim ilçenin enlerine:
Kızılcahamam-Barajları
Doğa turizminin en güzel göstergesi olan Soğuksu Milli Parkı var. Bu parkta Angıt kuşları, Vaşak adında (kedi ile aslan arasında bir hayvan) bir tür, Akbabalar(ben hiç görmedim aman sakın da görmeyeyim çok korkarım yırtıcı hayvanlardan), fosil ağaçlar, yabani gül ve çilek bitkileri var. Bir de parkı başından sonuna kadar ortalamış güzel bir su akıntısı geçiyor.

 Roma hamamı, Tarihi Ferda Engürel Evi, Dilek Tepesi, Acı Deresi Maden Suyu ve Travertenleri (Termal su varsa maden suyu da meşhur olur hemen zate:)), Şehitler Anıt Ağacı, Kırmızı Ebe Türbesi*, Oruç Gazi Türbesi, Ayran Taşı, Gelin Kayası Jeositi (Yeşilçam filmlerine ev sahipliği yapmış kaç kere hem de), Gödere, Hambar Kaya, Saray Köyü Bedesteni, Eyrekkaya, Kurtboğazı ve Akyer Barajı, Kartaltepe, 
Abacı Peribacaları( peribacası görmek için ille de Nevşehir'e gitmeye gerek yok), Çeltikçi Kalesi, Beşkonak Fosil Yatakları (özellikle biyologların görüp incelemesi gerekir bence), Seyhamam ve Karagöl Jeositi, İğmir Köyü Mağarası, belediyenin Küçük Kaplıcası, jakuzileri, pansiyon ve otelleri bunlardan başlıcaları.
Kızılcahamam-Peribacaları
Şimdi bunlar gezip görülecek yerleri. İyi de bunları görmek için 1,5 saat yol mu çekilir demeyin biz Beypazarına giderken bile kaç saat yol çekiyoruz üstelik orada bu kadar çok gezilecek yer olmadığı halde. Burası henüz popülerliğini kazanamamış olsa da Jeopark Projesi bir hayata geçirilsin de görelim bakalım nereye tur düzenleniyor :)











Annem gibi romatizmal hastalığı olanlar için termal suyunun faydalarından bahsetmek istiyorum biraz da.
Romatizmal hastalıkları olanlar yılda 2 kere 21 kür alırlarsa hastalıkları tamamen yok oluyor,
Benim gibi nörolojik rahatsızlıkları olanlara da suyun ferahlatıcı etkisi hemen kendisini gösteriyor ve iyileştiriyor,
Tansiyon hastalarının tansiyon seviyelerini normale döndürüyor,
Cilt hastalıklarına iyi geliyor,
Ortapedik hastalıkların büyük çoğunluğunu giderebiliyor,
Savunma ve bağışıklık sistemlerimizi hızlandırarak sağlığımıza ulaşmamızı sağlıyor,
Kaybedilen vitamin ve minerallerin tekrar kazanılmasını sağlıyor,
Termal Su
                                  Suyun içindeki mineraller:
Selenyum     : Gençlik hormonu salgılıyor:P
Magnezyum
Amonyum
Lityum
Sodyum
Potasyum
Kalsiyum
Demir ve dahası


İşte bunlardan sebep her sağlıklı insanın her 6 ayda bir 2-3 hafta bu sularda tedavi olması gerekiyor, toplam banyo sayısı 15-20'yi geçmemek şartıyla en fazla bir seansta 25 dk suyun içinde kalınır. Banyo kürleri genellikle sabahları hafif bir kahvaltıdan sonra yapılmalı, ve su içinde çok fazla hareket edilmeden rahat ve sabit durmaya özen gösterilmelidir. Sudan çıktıktan sonra yarım saat kadar yatıp dinlenmekte fayda var. Ayrıca tedavi sırasında bol miktarda sıvı takviyesi yapılarak sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmelidir. Ben demiyorum doktorların önerisi böyle.
Herkese keyifle geçirebileceği tedavi ve tatil için Kızılcahamam'a gitmeyi öneriyorum. Şimdiden iyi tatiller efendim, hoşça kalın, sağlıkla kalın, Meryemce yol alın :)))

O lalaaaaa

YOLalMERYEMCE
:)
La lala Sol
Koşuşturmacalı günlerimin birinde yine bir organizasyonun tam ortasındayım. Bi haftadır kafamı meşgul eden bir partinin ev sahipliğini yapmaya ramak kaldı. Bu parti benim için çok özel, çünkü çocukluk arkadaşlarımın ikisinin de doğum günü. Tasadüfe bak ki peş peşe doğmuşlar ve ben tek başıma planlamak zorundayım her şeyi. 
Özel tasarladığım 3 tane doğum günü tacı malzemeleri tamam, hediyelerim tamam, özel hediyeler de tamam, saman kağıtlarının etrafını yakarak hazırladığım mektub-u fermanlarım da tamam. Eee geriye ne kaldı aa bu arada bir de 2 kişiyi misafir etmek istiyorum partimize. Onlara da facebook ve arkadaşımın ajan kardeşi sağolsun bulup ulaşmama yardımcı oldu :D Sıra 1 haziran 2012 cuma gününü beklemekte...

Perşembe akşamı her şey yolunda gidiyor giyecek kıyafetlerimi de hazırlamalıyım diye düşünürkeneeee annem sana "babanla birlikte bir sürprizimiz var" dedi. Sevindim tabi, neymiş neymiş diye sordum, Kİİİİ 1 günlük Ankara-Kızılcahamam'da tatil yapacakmışız hem de cuma günü öğlen saatlerinde yola çıkacakmışız. Evet benim için hakikaten bir sürpriz oldu ama kötü bir sürpriz. "Bütün hayallerim planlarım ne olacak beni niye aramadınız keşke bana da bir danışsaydınız" dedimmm ama içimden :) Neyse babama mecburen uydum ve yola çıktık. Yolda oflayıp pufluyorum zaten acele ve isteksiz çıkmışım aman şarj aletimi unutmayayım bari telefonla doğum günllerini kutlarım diye diye sen alonu unut iyi mi! neyse ki tabletim yanımda netten bakmıştım kalacağımız otelde  wifi var.*

Ankara'ya gitmeyeli çok olmamıştı ama bir daha gitmeme kararı almıştım. Yine benim dışımda gelişen olaylar beni hiç sevmediğim bu şehire götürüyor hatta sürüklüyordu. Yol o kadar uzun ve çileli gelmişti ki anlatamam. Her zaman uyuyarak geçirdiğim yolculuklardan biri olması gerekirdi aslında. Sanki ben değilmişim 1 saatlik ego otobüsünde bile ayakta uyuyarak giden. Tık gözümde uyku yok. Neyse neyse babamın ve annemin düşen yüzümü güldürme çabalarıyla en nihayetinde yolculuğumuz tamamlandı. 
Aman Allahım böyle kurak bir bölgede sen nasıl bir güzellik yaratmışsız böyle. Her taraf yeşillik orman. Ben nasıl olur 4 yıl bu şehirde kalmışım da buraları keşfetmemişim. Bayıldım yeşilliğin tonlarına, kuşların seslerine hayran kaldım. Etrafın güzelliğini seyretmekten Ankara'da olduğumu unuttum valla..
Soğuk Su Milli Parkı

Manzaranın muhteşemliğinin ardından bir yıldızı eksik olan otelin iç tasarımını da çok beğendim. Çok eski bir yapı, Osmanlı işlemeli motifleri kolonlarda, duvarlarda ve halılarda görmek mümkün. Tavanda kubbeler var ve her birinde büyük kocaman sarkıt ahizeler. Aydınlatma sadece buralardan değil kolonlara asılan şamdanlarla da sağlanıyor. kubbeli tavanların dışında bir de salonda kare altın yaldızlı ahşap bölmeler var. Aralarında tam da benim isteyip de odama yaptıramadığım mavi bulutlar çizilmiş, bulutların arkasındaki boşlukta sanırım ışıklandırma var. Bulutların aralarına nokta nokta yıldızlar çizilmiş ve o arkasındaki ışıklar sanki gerçek yıldız gibi göz kamaştırıyor. Bu görüntüleri çekmem için fotoğraf makinemin olmamasına çok üzülürek iki dirhem bir çekirdek odamıza yerleştik ve sonrasında yemeğe indik. 
Çekirdek ailemle ilk tatilimiz ve babamın yüzünde uzun zamandır görmediğim bir güzellik bir neşe var anlatamam. Ha bire espriler yapıyor kahkahalar atıyor. Annemle birbirimize bakıyoruz sanırım annem de benimle aynı fikirde. Aman sakın nazar değmesin benim çekirdek aileme. Babaannem öldüğünden beri ilk kez babamı gülerken görüyorum, ben bu mutluluğun sarhoşluğuyla bir ömür boyu burada sizinle kalmak istiyorum dedim. Herkes bana kahkahalarla güldü, ben de güldüm şımardım birazcık. Rabbim bana güzel bi iş ver ve ailemi böyle bir yerde daha uzun bir süre tatile götüreyim diye dua ettim içimden yine, sessizce sırıtarak. 

MNT ANATOLIA
*****
Mamalarımızı yiyip az yemek yediğim için annemin ufak bir azarını işittikten sonra odamıza tekrar çekildik, çip çip küvette oynadıktan sonra gülüştük konuştuk ve MNT ANATOLIA tanıtım toplantısına katıldık. Hemen akabinde her yaz buralara gelme kararı alıp, bir studio devremülk satın aldık. Güç bela geldiğim bu şehire her yıl gelme fikri nasıl bir anda cazip geldi anlamadım ama ben çok mutluyum. 
Ertesi gün sabah 6'da çok zinde olarak uyandım kuş sesleri eşliğinde. Sanki TRT Türk Kuş Korosu kurulmuş odamızın tam karşısına, bize konser veriyorlar.  Pencereden dışarıyı izlediğimde bir kere daha hayran kaldım Allahım'ın gücüne kuvvetine. Ormanda yeşillikler içinde uyanmanın tadı paha biçilemez.

Doğum gününe ne mi oldu hemen söyleyeyim. Ayağımın tozuyla ctesi günü kutladık, çok da güzel eğlenceli saatler geçirdik. Güzel bir sürpriz oldu herkeşler çok mutlu. Ne güzel ne güzel....


Bu aralar keyfim pek bir gıcır, Allahım artık beni unuttuğunu düşünüyordum, hep kötü tesadüfler çıkartıyordun çünkü karşıma. Ama tekrar hatırlanmak güzelmiş, tekrar sevildiğini hissetmek güzel bir duygu teşekkür ederim çooook :)



* Wifi var ama kullanamadım yav, odamdan bağlantı çok iyi çekmedi :(

31 Mayıs 2012 Perşembe

Hastane Anektodları - 2


Sıkıcı mı sıkıcı bir gün
uyuyup yemek yemekten başka meşgalemiz yok biz refakatçıların. Akşam olunca hastalarımızı uyutur kendimize göre uğraşlar buluruz. Kimimiz toplanıp kantinde tv izler, kimimiz sigara uğruna 5 kat aşağıya inip buz gibi esen yele karşı bir cigara tüttürür.

Bense hastanenin en güzel manzarasına sahip balkonu seçtim kendime. ohhh dememe kalmadan soğuktan donan sigara grubu geldi yanıma. 4e 1 mağlup oldum. Mecbur onların değişik pek de ilgimi çekmeyen muhabbetleri sardı 4 yanımı. Derken mağlup olduğumun göstergesi sanılan o hamlemi yaptım veee odama gittim hastamı kontrol etmeye. Arkamdan fısır fısır konuşmalar başladı bile.
Veeeee içeriden hava alsın diye hastamı getirdim yanlarına. Hastam hepsinin hastalığına ayrı ayrı kulp taktı:D :D :D Her biri tek tek alanımı boşalttı ve görevini gururla ifşa eden hastamı da uykuyla ödüllendirdikten sonra manzaramın büyeleyici güzelliğinin ve sessizliğinin keyfini çıkarma zamanı:) yazı yazma zamanı :) yol al alalım :Pp








24-Aralık-2010

Hastane Anektodları - 1

Çok Yaşlı görünüyorum biliyorum ama sizin düşündüğünüz gibi  bilincimi kaybetmedim henüz. Henüz sizi duyabiliyor, kapalı gözlerimin ardından sizleri görebiliyorum. Daha fazla acı çekmemem için bir sürü ilaç veriyorsunuz. Üstelik vücudum o kadar çok yaralı ki en sağlam damar olarak ayağımın altındakini seçtiniz. Oysa bir bilseniz asıl o ilaçlar hasta yapıyor beni...
Son günlerimin yaklaştığının farkındayım biraz daha bakabileyim sizlere. Yıllardır sizler çalışırken baktığım torunlarımın oyunlarını izlesem olmaz mı yeniden, artık evinizde bana küçük bir yatağınız yok mu, hani iki kardeş paylaşamazdınız ya beni, şimdi istemez mi oldunuz yoksa.


Hey komşular bakmayın kızımın karşımda kazak örerkenki gamsızlığına, kahkahalarına. Elbet kızım da oğlum gibi sever beni, önemser, üzerime titrer. Yavrum ne yapsın çok üzülüyor, annesinin yıllardır sesini duymuyor, şoka girdi annesinin kuzusu biricik annesini yoğun bakımda görünce.. Gelinim de oğlum da sever beni, yurtdışına gezmek için değil iş için gitti ciğerimin paresi. Yoksa durmaz ziyaretime gelirdi o da elbet.


Ahh komşular kapattınız perdenizi bana karşı... İnanın oda arkadaşımın yüzüme kapattığı perde içimi acıtmıyor ama ya sizinki. Sizinki ne bilim canımı acıttı işte, hani yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, hani beni görmeden, yaptığım çörekleri yemeden yapamazdınız. Şimdi size sorarım, siz de mi beni terkettiniz.... Siz de bir gün düşmez misiniz bu yaman hastalıklara... Ne diye anlamazsınız asıl baki olan bir O'dur...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Bir Damla Gözyaşı

YolAlMeryemce
Bir Damla Gözyaşı
Bazen insan ağlamak ister ya ağlayamaz sadece bir damla gözyaşı süzülür gözlerden ta çenene kadar iner iner de durmaz öylece yolunu bulur ama arkası gelmez, o ardı ardına gelen gözyaşları artık kurumuştur, o gözler görmek istemediğini görmüştür ve gayri ağlamak kafi gelmez, istesen de ağlayamazsın ya işte böyle birşey şu an hissettiklerim. 
Rabbim bu can daha ne kadarına dayanacak, nedir bu tesadüflerin sebebi, nedir bu içime çöken gafletin sebebi, Ey Rabbim sorarım benim elimden tüm sevdiklerimi almak mıdır emelin, yoksa yozlaştırmak mıdır beni benden başka her cana?
Nicedir yorulmadı mı bu can, daha birinin acısına dayanmadan bir diğeri ve bir diğeri daha... 
Bu can daha ne kadar görmemesi gerekenleri görüp duymaması gerekenleri duyacak. 
Sustum tamam kabulüm dedim insanlar hata yapar yapar da öğrenir öğrenir de olgunlaşır dedim. Onlara sığındım bana tek fayda onlar dedim, beni benden daha çok düşünen bi onlar var dedim. Şükür ettim elimde kalmış üç beş parça umutla onlara sığındım, onlara sarıldım. Bir de gördüm ki her canın bir cananı var onunki ben değilmişim dedim, bir diğerini sarıldım o canın da cananı ben değilmişim. Peki öyleyse ne demeye yüzüme gülüyorlar Ey Rabbim bir insan ailesine de güvenemeyecekse kime güvenecek, ne diye tutarsın bu canda bu nefesi, daha ne kadar bekletirsin bu canı, gönder artık şu azraili....

5 Mayıs 2012 Cumartesi

BEN ÖLMEDEN KIYAMET KOPMASIN :)

Ölüm Var
YOLalMeryemce


BEN ÖLMEDEN KIYAMET KOPMASIN :)



Ölüm
Çocukluğumuzdan beri kulaklarımıza nenni gibi söylenen beynimize iyice yer etmiş bir olgudur ölüm.


Ölüm Korkusu ve Fobilerimiz
Bu dünyadan yok olacağımızı bilmek yok olmak kendimizi kötü hissettirir. Ölümden korktuğumuz için bu korkumuzu hatırlamamak üzere hiç ölmeyecekmiş gibi yaşa “CARPE DIEM” *gibi binbir türlü palavralarla görmezden geliriz. Ve şöyle ki bunu öyle bir iç çalkantıyla bilinç atımıza iteriz ki ölüm korkusu yer yön değiştirip yükseklik korkusuna, karanlıkta uzun süre kalamama, uçağa ve gemiye binememe, kilitli kalamama gibi bir çok fobilere dönüştürürüz. Benim gibi depremle büyümüş, uzun süre depremle yaşamış depremzede aileleri olarak da ölüm korkusunu evlerde yalnız kalamamaya, asansöre binememeye, gece banyoya girememeye çeviriyoruz. Hatta bu bazı insanlarda hastalık boyutunda panik atak ve saplantılı kişilikleri ortaya çıkarttığını bile söyleyebiliz.






Maya Takvimi
Kıyamet
Şimdi ölüm korkusunu iyice işleyip bertaraf ettikten sonra kıyamet korkusuna gelelim. Kendi ailem ve çevremden yola çıkarak söyleyebilim ki kıyamet kelimesinin anlamını ne zaman öğrendim hatırlamıyorum bile. Hatırımda kalan din dersinde hocamızın “imanın şartları”nı sayarken bahsi  geçtiği ve hepimizin küçücük ayaklarının yerden kesildiğidirJ Bir de 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminden yaklaşık 15 gün önce mahalle sakinleri tarafından uydurulduğunu düşündüğüm bir söylenti vardı. “Yakın zamanda çok büyük bir felaket olacak ve kıyamet kopacak, inanmayanlar evlerindeki Kur’an-ı Kerim’i açsınlar ve sayfalarını çevirsinler. Göreceksiniz ki içinde peygamberimizin Sakal-ı Şerif’inden bir parça olacak.”
Biz de ailecek bakmıştık (babam hariç) ve hepimiz çok korkmuştuk. Annem ağlamıştı bile korkusundan. Sonrasında bu olay unutulmadan çağşım yaptığımız ya da haberini önceden aldığımız deprem oldu. Evler, okullar, iş yerleri, caddeler ve camiler her yer yerle bir oldu, tam bir felaket oldu. Ölüm korkusu herkesi sardı, düşmanlar barıştı, kadınlar kapandı, erkekler içmeyi bırakıp namaza başladı. Ve sonra tabi ki her şey unutuldu bir sürü fobilerle yollarımıza devam ettik.

Geçenlerde  Ntvmsnbc’nin “Türkiye'nin yüzde 22'si kıyameti görecek!” adlı bir haber arkadaşım tarafından önerildi ve benim de dikkatimi çekti.

Haberde maya takviminin sonu olarak 12.12.12 ‘de dünyanın sonunun geleceğine dair inanıştan yola çıkılarak İpsos'un Reuters ajansı tarafından 20 ye yakın ülkede etnografik bir araştırma yapılmış. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye ve ABD’de insanların yüzde 22’sinin kendileri ölmeden kıyametin kopacağına inandığı ortaya çıkmış. Bu sayının ülkemizde inanılan dini inanç gereği ölüm ve ölümden sonra da ahret inancı olduğunu ve arastırmayı sevmeyen toplumumuzun cografi bilgimizin sadece okullarda gösterilen bilgilerle sınırlı kaldıgını düşünmek istesem de ABD gibi gelişmiş bir ülkenin halkının da aynı şekilde düşünmüş olmasını çok manidar buldum. Bana araştırmanın diğer kısmı çok daha ilginç geldi. Kıyameti göreceğine inanmayan ülkelerin başında Fransa sonrasında Belçika ve İngiltere geliyor.  Bu ülkelerin sosyal yaşam şekline ve eğitim sistemine baktığımızda gelişmiş ülkeler olduklarını ve halkının büyük çoğunluğunun yaş ortalamasının 50’nin üzerinde olduğunu düşünürsek insanların bilinçli olduklarını ya da kötü bir ihtimalle ölüm korkularını dışarıya vurmamak için kıyameti de göremeyeceklerini düşündüklerini söyleyebiliz.




Üşenmedik sizin için araştırdıkJ

YOLalMeryem


Kıyamet Ne zaman Kopacak

Kuyruklu yıldız çarpması, gama ışını patlaması, çok yakından geçen bir yıldız veya karadelik nedeniyle gezegen yörüngelerinin değişmesi, çok şiddetli iklim değişikliği, antibiyotik direnci yüksek bakteriler veya antikor üretene kadar öldüren virüslerin neden olduğu küresel salgın, uzaylı istilası, Homo Sapiens'leri ayak altından kaldırmak isteyecek Homo Superior türü**nün ortaya çıkması gibi senaryolar gerçekleştikten sonra 'kıyamet' olayına daha 1,5 - 2 milyar yıl var. Güneş hidrojenini tüketmeye başlayıp genişleyecek, yavaş yavaş daha uzak bir yörüngeye de taşınmış olsa Dünya'yı önce kızartacak, sonra yutacak.

Bunu sadece bizler değil hiçbir ırk yakın zamanda göremeyecek haberiniz olsun, içiniz rahat olsun. He eğer insan ömrünü 1,5 milyar yıl uzatabilecek bir babayiğit varsa buyursun gelsin J







* Anı yaşa
** Wikipedia amcamızın (neden amca diyorsak onu da hiç bilmem ) dediğine göre Homo saphiens ırkının zaten şu an dünyamızda 0.2 milyon yıldır yaşadığı fiziki özelliklerinin ise yetişkin boylarının 1.4 ve 1.9 m , kilolarının 50 ile 100 kg ağırlığında, beyin hacimlerinin 1000-1085 cm, cins isminin keşfedilip kayıtlara geçirildiği tarihin 1758 yılında olduğunu söylüyor.
Homo sapiens lerin ilk bakışta gözle görülemeyen iç özelliklerinden biri olan DNA’larının diğer canlı türlerinden daha çok birbirlerine benzediğini dış özelliklerinin(deri rengi, burun yapısı veya şekli) yanında deniz seviyesinden daha yüksek olan rakımlarda daha verimli nefes alabilme yeteneği gibi özelliklerinin mevcut olduğunu belirtiyor.


Küçük bir not daha eğer Homo Sapienleri ortadan kaldırmak isteyecek Homo superior türü hakkında daha fazla bilgi almak istiyorsanız Mark Miller tarafında yazılan Ultimate X-Men 1 / Yarının İnsanları adlı kitabı okuyabilirsiniz. 


Sevgiyle  kalın    meryemce   yol  alın :)

30 Nisan 2012 Pazartesi

Ünsüz Tasarımcı Meryem :)

YOLalMeryem 


Üniversite bitti, e şimdi ben ne yapacağım?
Memleketime, aileme, babamın esaretine yeniden kavuşma vaktidir bugün. Aman Allah'ım 4 yıldır nasıl da farketmemişim benim odamın annemin artık ardiyesi olduğunun. Halısının bile değiştirilip salon halısıyla aynı olan bir yolluk serilmiş.  Bebek posterlerimin her biri aralıklı zamanlarda bir bir odadan çıkarılmış  küçük bir oturma odası şekline geçirilmiş bile...
Şimdi Ankara'dan getirdiğim son valizim ama nasıl olur da tekrar yerleşebilirim diye düşünürken yüzümün asıklığına dayanamayan babam bir akşam üstü yeni mobilya almaya karar verdi. Renk olarak da beni çok iyi tanıyan babişkom en sevmediğim hatta nefret ettiğim renk olan kırmızıyı seçti. Ee ne yapalım buna da şükür deyip kabul ettim. Şimdi birazcık kendi marifetlerimi gösterme zamanı. 
Her şey çok orjinal birazcık benim izlerimi taşıması gerek dimi ama. O kitaplık ne öyle mesela hemen odamın konseptine uygun boyattım. Tavana da hayalini kurduğum 3 şeyi temsilen 3 yıldız çizdirdim. Duvarlarımda "Uçurtma Avcısı" kitabından da çok etkilendiğim bir uçurtma. Küçücük odamın diğer bir duvarında ise 3 tane Hintli tablo*. Yatağımın hemen üzerinde de nereden geldiğimi geçmişimi unutmamak geleceğime yön vermek amacıyla siyah kartondan yaptığım film şeridi. Buraya da küçüklüğümden itibaren çekildiğim vesikalık resimleri yerleştirdim. Yine duvarımın boş kalan ve güneş ışığının net bir şekilde yansıdığı bir köşesine de çivisini ellerimle bizzat çaktığım mantar pano. Baraya da hayatımda önemli yeri olan sevdiğim dost ve arkadaşlarımın resimlerini astım. 
Resimler benim için hayatın küçücük bir anını saklayan, baktığımda pozitif elektrik aldığım ve mutlu olduğum hayatımın en vazgeçilmezleri arasında.
Veee artık mutlu mesut odama yerleşip kıyafetlerimi de tek tek asabilirim. :)  

YOLalMERYEMCE

Şimdi de şu resimlerde gördüğümüz bobet ve kemeri anlatalım. Eteğimin askılarını kesip üzerini çerçöpümdeki boncukları tek tek diktim. Bu yılın moda rengi olan yeşilin bu tonundan bobet almayı tercih ettim. Gerçi yeşil ve mavinin tüm tonlarını çok sevdiğimi cümle alem biliyor zaten. Neyse neyse üzerinde çok değişik bi toka vardı, söktüm biçtim ve onun yerine bilekliğimden topladığım boncukları diktim. İşte son tasarımım...

Zaten böyle giderse rüyalarımda gördüğüm elbiseleri de tasarlayacağım. En azından kıyafetlerimde ufak değişik değişiklikler yapıp Meryemce süslemeyi ve sadeleştirmeyi seviyorum.











*Arifeyle birlikte Karanfil Sokak'ta akşam pazarında kahkahalar eşliğinde gezerken gözümü çarpan 3 tablo.