Popüler Yayınlar

30 Nisan 2012 Pazartesi

Ünsüz Tasarımcı Meryem :)

YOLalMeryem 


Üniversite bitti, e şimdi ben ne yapacağım?
Memleketime, aileme, babamın esaretine yeniden kavuşma vaktidir bugün. Aman Allah'ım 4 yıldır nasıl da farketmemişim benim odamın annemin artık ardiyesi olduğunun. Halısının bile değiştirilip salon halısıyla aynı olan bir yolluk serilmiş.  Bebek posterlerimin her biri aralıklı zamanlarda bir bir odadan çıkarılmış  küçük bir oturma odası şekline geçirilmiş bile...
Şimdi Ankara'dan getirdiğim son valizim ama nasıl olur da tekrar yerleşebilirim diye düşünürken yüzümün asıklığına dayanamayan babam bir akşam üstü yeni mobilya almaya karar verdi. Renk olarak da beni çok iyi tanıyan babişkom en sevmediğim hatta nefret ettiğim renk olan kırmızıyı seçti. Ee ne yapalım buna da şükür deyip kabul ettim. Şimdi birazcık kendi marifetlerimi gösterme zamanı. 
Her şey çok orjinal birazcık benim izlerimi taşıması gerek dimi ama. O kitaplık ne öyle mesela hemen odamın konseptine uygun boyattım. Tavana da hayalini kurduğum 3 şeyi temsilen 3 yıldız çizdirdim. Duvarlarımda "Uçurtma Avcısı" kitabından da çok etkilendiğim bir uçurtma. Küçücük odamın diğer bir duvarında ise 3 tane Hintli tablo*. Yatağımın hemen üzerinde de nereden geldiğimi geçmişimi unutmamak geleceğime yön vermek amacıyla siyah kartondan yaptığım film şeridi. Buraya da küçüklüğümden itibaren çekildiğim vesikalık resimleri yerleştirdim. Yine duvarımın boş kalan ve güneş ışığının net bir şekilde yansıdığı bir köşesine de çivisini ellerimle bizzat çaktığım mantar pano. Baraya da hayatımda önemli yeri olan sevdiğim dost ve arkadaşlarımın resimlerini astım. 
Resimler benim için hayatın küçücük bir anını saklayan, baktığımda pozitif elektrik aldığım ve mutlu olduğum hayatımın en vazgeçilmezleri arasında.
Veee artık mutlu mesut odama yerleşip kıyafetlerimi de tek tek asabilirim. :)  

YOLalMERYEMCE

Şimdi de şu resimlerde gördüğümüz bobet ve kemeri anlatalım. Eteğimin askılarını kesip üzerini çerçöpümdeki boncukları tek tek diktim. Bu yılın moda rengi olan yeşilin bu tonundan bobet almayı tercih ettim. Gerçi yeşil ve mavinin tüm tonlarını çok sevdiğimi cümle alem biliyor zaten. Neyse neyse üzerinde çok değişik bi toka vardı, söktüm biçtim ve onun yerine bilekliğimden topladığım boncukları diktim. İşte son tasarımım...

Zaten böyle giderse rüyalarımda gördüğüm elbiseleri de tasarlayacağım. En azından kıyafetlerimde ufak değişik değişiklikler yapıp Meryemce süslemeyi ve sadeleştirmeyi seviyorum.











*Arifeyle birlikte Karanfil Sokak'ta akşam pazarında kahkahalar eşliğinde gezerken gözümü çarpan 3 tablo.


28 Nisan 2012 Cumartesi

Kyoto

Kyoto
YOLalMeryem
İklim değişikliğinin ciddi tehdit oluşturmaya başladığı günümüzde, tüm dünya küresel ısınma konusunda alarma geçmiş durumda. Çeşitli önlem çalışmalarıyla çağın felaketinin önüne geçmeye çalışılırken, ülkelerin bilinçli ve ortak hareket etmesi büyük önem kazanıyor.
2005 yılının Şubat ayında, 8 yıllık uzun bir sürecin ardından kanun hükmü kazanan Kyoto Protokolü, sera gazı salımının azaltılmasına ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik bağlayıcı hedefler koyan tek uluslararası anlaşma. Protokol temelde, gelişmiş ülkelerin 2008-2012 yılları arasında, 1990 yılındaki toplam salım değerlerinin %5 altında salım yapmasını hedefliyor. Bu toplam hedefe ulaşmak içinse, her ülkenin geçmişteki sera gazı salımları göz önünde tutularak hesaplanan bireysel bir hedefi bulunuyor. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmayı veya bunu yapamıyorlarsa, salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmayı taahhüt ediyorlar.


Kyoto Protokolü Nedir?
Protokol, adını Japonya'nın Kyoto kentinden alıyor. Sera gazı emisyonlarında indirime gidilmesi konusunda ilk anlaşma Kyoto kentinde 1997 yılında yapılan zirvede sağlanmıştı.
1997'de imzalanan protokol ancak 16 Şubat 2005'te yürürlüğe girebildi. Çünkü Kyoto Protokolü, 1990 yılı itibariyle, sera gazı emisyonlarının en az % 55'inden sorumlu olan 55 ülkenin onayını gerektiriyordu. Rusya'nın 2005 yılında katılımıyla bu oran sağlanabildi ve protokol yürürlüğe girdi. Buna göre, protokolü onaylayan 38 sanayileşmiş ülke, başta karbondioksit ve metan olmak üzere, atmosfere saldıkları sera gazlarında, 2012 yılına kadar, 1990 yılındaki düzeyinden toplam % 5,2 oranında bir indirime gitmeyi kabul etti.
Fakat Kyoto Protokolü bir dizi sorunu ve anlaşmazlığı da beraberinde getirdi. Pahalı yatırımlar gerektiren Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 181 ülkeyi ve sera gazı salınımlarının % 55'inden fazlasını kapsıyor. Ancak, dünyada en çok sera gazı kirliliğine yol açan Amerika Birleşik Devletleri, Kyoto Protokolü'nü imzalamış olmasına karşın onaylamıyor. Çin ise hâlâ imzalamış değil.






Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler
Karbondioksit salınımında %1,3'lük payla 13. sırada yer alan Türkiye, 1990 yılında atmosfere yıllık olarak 200 milyon ton karbondioksit bırakırken, bu salım 2004 yılında yaklaşık 350 milyon tona yükseldi. 2010 yılında ise bu miktarın 400 milyon tonları aşması bekleniyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü'ne göre, bu gidişle 2070 yılında Türkiye'de yaşanan sıcaklıkların 6 °C'ye kadar artması söz konusu. Bunun sonucu olarak Türkiye'yi, ekosisteminin değişmesiyle pek çok canlı türün yok olma tehlikesi bekliyor.
Küresel ısınma aynı şekilde sürerse, Türkiye'deki yağış miktarı giderek azalacak ve başta GAP bölgesi olmak üzere Türkiye'deki tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşecek. Bu durum barajların su seviyesini azaltacak ve hidroelektrik enerji üretimini ciddi şekilde engelleyecek.
İklim değişikliğiyle birlikte, düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar; sellere, hortumlara, kasırgalara, heyelana ve erozyona neden olacak. Denizlerdeki akıntılar ve sıcaklık rejimlerinin değişmesiyle, balıkların göç yolları bozulacak, bu durum deniz ekosistemini etkileyecek.
Yüksek sıcaklıklar nedeniyle orman yangınları artacak, tarımsal hastalıklar ve tarım zararlılarının miktarında önemli yükselişler gözlenecek. Kuraklık, Türkiye'de üretilen tarımsal ürünlerin hem çeşidinin hem de miktarının azalmasına neden olacak.
Kar yağışı giderek azalacak ve bu iklim değişikliği göçlere sebep olacak. İnsanlar güneyden, daha soğuk olan kuzeydeki bölgelere göç edecek. Buzulların erimesiyle de, Türkiye'deki deniz seviyesi yükselecek. Kıyı şeridi ve deltalardaki tarım alanları, plajlar, yat limanları kullanılamaz hale gelecek.






Kyoto Protokolü'nün Türkiye'ye Faydaları
Gerekçede, Türkiye'nin protokole taraf olmasının sağlayacağı yararlar şöyle sıralanıyor:
''Ülkemizin, kurucu üyelerinden olduğu BM'nin saygın bir ülkesi olarak, protokole taraf olması, uluslararası gündemin en öncelikli ve acil sorunlarından biri haline gelen iklim değişikliği ile mücadele konusundaki kararlılığını ve uluslararası toplumun güvenilir bir ülkesi olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir.
Protokole taraf bir Türkiye'nin, hemen hepsi protokole taraf olan sözleşmeye taraf ülkeler nezdinde itibarı ve 2012 sonrasına ilişkin müzakerelerde ağırlığı artacak, iklim değişikliği ile mücadele konusunda 2012 sonrasının şekillenmesinde ülkemiz kendi özgün koşullarını daha iyi müzakere edebilecektir.
Kyoto Protokolü kapsamındaki uluslararası rejime katılacağımız için, özel sektörde sera gazı salım azaltımı için yapılabilecek projeler daha kolay teşvik edilebilecek ve özellikle uzun vadede başta enerji güvenliği olmak üzere ülke ekonomisine katkı sağlanabilecektir.
Kyoto Protokolü, AB çevre müktesebatının bir parçasıdır. AB, Protokolün yerini alacak olan yeni anlaşmayı da müktesebatına dahil edecektir. Dolayısıyla, 2012 sonrasını önemseyen AB, ülkemizin Protokole taraf olarak, geleceğe yönelik hazırlıklarını bir an önce başlatmasını istemektedir.
Ülkemizin Kyoto Protokolüne taraf olması halinde, AB ile iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konularında ve AB müktesebatına uyum bağlamında işbirliği olanaklarını geliştirmesi de mümkün olacaktır.''






Kyoto Protokolü Ve Türkiye'nin Durumu
2004 yılında BMİDÇS'ye taraf olan Türkiye, uzun süre Kyoto Protokolü'nü imzalamayı reddetti. Tartışmalı geçen sürecin sonunda, 30 Mayıs 2008'de Kyoto Protokolü'nün imzalanacağı resmen açıklandı ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun, Dışişleri Bakanlığı'na, "Kyoto Protokolü'ne taraf olmayı kabulünün ve TBMM tarafından onaylanmasının uygun olduğuna" ilişkin yazı gönderdiği duyuruldu. 5 Haziran 2008 tarihinde Kyoto Protokolü'nün imzalanmasına ilişkin tasarı meclise sunuldu ve Türkiye'nin, Kyoto Protokolü'ne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı 05 Şubat 2009 tarihinde, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.






Şiir, Resim ve Yazı

Gülay Hocam,Gökçe 
19 Agu 2008
YOLalMeryem
Henüz 5. sınıf öğrencisiyim. Yeni atanan resim hocamızın ilk görev yeri ve ilk derse girdiği sınıf olan 5-B şubesinde hocamızla muhtemelen ilk göz teması kurduğu şanslı öğrencilerden biriyim. Hocamız resim dersini bize sevdirmek için elinden geleni yapıyor. Hatta bir keresinde bizim sınıfı Abasıyanık Kültür Merkezi'nde bir resim sergisine bile götürdü, buna rağmen 5 yıldır hiç resim dersi yapmayan biz çocukların resim yapma konusunda acayip yeteneklerimizi keşfetmekten sıkılıp iş eğitimi dersinin zevkli, renkli ahengini seçmeyi tercih etmişti. Kıl testeresiyle kıldan ince yaptığımız truva atları, peçetelikler... Ve dahası. Hocamızın beni ve ailemi yakından tanımak için evimize misafir olması*, ilk cep telefonu görmüş olmamın heyecanı, o günden sonra popülerliğime popülerlik katıp POPÜLERSTAR edasıyla tüm sınıfta hocamızın bizim eve gelmesinden dolayı yaptığım saçma sapan böbürlenmeler... 

6. sınıf öğrencisiyim. Ben artık büyüküm. Annem gibi gördüğüm en büyük ablamın evlenmesinin arkasından yaşadığım hüzün bulutuyla sınıfa geliyorum. Otururken bile ceketimin düğmeleri kapalı bu arada :) 
Her zamankinin aksine en arka sıraya oturuyorum, çünkü benim ablam evlendi, dertliyim, acılıyım. :)
Gülay hocam : Meryem şiir okumayı sever mi?
Ben : Ben mi öğretmenim?
Gülay Hocam : Evet sen
Ben : Tabi ki severim :)
Gülay hocam : Hadi öyleyse gel tahtaya şu şiiri oku bakalım.


Ben koşarak** hocamın buna uzattığı kağıttaki şiiri okuyorum. Bütün sınıf benim gözlerime bakıyor, hepsi şiiri çok beğenmiş olmalı. Bunun sevinci beni kendime getiriyor. Kağıdı hocama vermek için uzatıyorum ve "sende kalsın, dersten sonra getirirsin" diyor. Gülerek yerime oturuyorum.


Dersten sonra
Hocamız benim o günkü yüzümün asıklığının sebebini soruyor ben de bir çırpıda sorunlarımı*** anlatıyorum :))

Derkeeen o gün bir karar alıyoruz. Ben duygu ve düşüncelerimi bazen konusunu hocamızın belirlediği bazen de kendim belirlediğim yazılar yazıyorum. Hocama veriyorum okuyor ve kritik yapıyoruz, ileride bana kitap yazarken geri vereceğini o güne kadar saklayacağını söylüyor. Umutlanıyorum. İleride kitap mı yazacağım diyorum. Evet eğer istersen tabi ki yazabilirsin diyor.Gülüyoruz :)

O günden sonra resim derslerini şiir okuyarak geçiriyorum. Arkadaşlarım resim yapıyor, ben de tahtaya kalkıp hocamız seçtiği şiirleri arka fon olarak okuyorum..






14 yıl sonra








2012 yılındayız, hocamla telefonda konuşuyoruz. Görev süresinin biteceği şehir olan Karabük'e mutlaka gelmemi, oraları bana gezdirmek istediğini söylüyor. Bir de onda emanetim olduğunu artık teslim etme zamanının geldiğini söylüyor. Şaşırıyorum.. Ortaokulda yazmış olduğum yazıları (depremdeki evinden aldığı birkaç parça eşyalardan biri olarak) hala sakladığını söylüyor. Çok çok heyecanlıyım. Neler yazdığımı çok merak ediyorum.  






* Otururken bile ceketimin düğmeleri kapalı olduğu için tahtada ekstra bi iş yapmama gerek yok :)

** Pedagoji eğitimi aldıktan sonra bunun eğitimin bir parçası olan 'ev ziyaretleri'nden sadece biri olduğunu öğrendiğimde yaşadığım üzüntüyü anlatamam.

*** Dünya yıkıldı altında kaldım sanki hee


















Bana içimden geçenleri, düşündüklerimi kağıda dökebilme cesaretini öğreten, her zaman yanımda kalem kadar yakınımda olduğunu hissettiren, öğretmenlik mesleğimi onun örnek davranışlarını bana kattıklarını düşündükçe sevmemi sağlayan Gülay Yüksel Sandal hocama baki sevgi, özlem ve selamlar






Şiir: Ben Sana Mecburum


Atilla İlhan

I'm Bound To You


I'm bound to you, you can't know
I keep your name in my mind like a nail
Your eyes get bigger and bigger
I'm bound to you, you can't know
I'm warming me inside with you

The trees are getting prepared for the autumn
Is this city that old Istanbul?
the clouds are breaking up in The dark
street lamps are suddenly on
smell of rain on sidewalks
I'm bound to you, you're not here

To love is sometimes sordidly frightening
One gets tired suddenly at a nightfall
Because of living in captivity at the mouth of a razor
Sometimes his passion breaks his hands
Extracts several lives from his life
Sometimes whichever door he knocks
A naughty humming of loneliness behind it

A poor phonograph is playing in fatih
A friday from the olden times is playing
If i stop and listen at a corner undisturbed
If i bring to you an unused sky
The weeks are moldering in my hands
Whatever i do, whatever i hold, wherever i go
iIm bound to you, you're not here

Maybe you're the blue dotted child in june
Oh, no one knows you, no one
A cargo boat is leaking at your lonely eyes
Maybe you're getting on a plane at yeşilkoy
Maybe you're soggy, getting the shiver
Maybe you're blind, broken, in haste
A bad wind is taking your hair away

Whenever i think of a life
Maybe it's hard in this table of wolves
Shameless, but without soiling our hands
Whenever i think of a life
Saying "be quiet" i'm beginning with your name
Your secret seas are moving through me inside
No, it won't be any other way
I am bound to you, you can't know




Ben Sana Mecburum 


Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum



Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski istanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun



Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu



Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun



Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor



Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

Sene 1998 bir şiir gecesinde,  İstanbul* şehrini görmeden nasıl bir duygu yoğunluğu yaşadıysam artık, böylesine romantik bir şiiri okuduğuma ve 11 yaşındaki bir kızın o ince tiz sesinden etkilenebilen dinleyici grubunun ruh haline hala anlam vermekte güçlük çekiyorum. :) 


Kendisi de şiir sevdalısı olup bana şiiri sevdiren İbrahim Güli hocama baki saygı ve selamlar



*O günden önce görmüş olsam da gözümde tam olarak canlandıramadığımı hatırlıyorum.

Film: John Carter

Düğün öncesi bir kare
YOLalMeryem
9 Mart 2012'de 3D olarak gösterime giren bu film oldukça etkileyici sahneleriyle dikkatleri çekerken macera, aksiyon ve adrenalinin doruklarına ulaştırıyor izleyenleri. Konusunu gözünü Mars gezegeninde açan John Carter'ın, burada kendisini gezegen sakinlerinin arasında gitgide büyüyen bir savaşın ortasında bulduğundan alır. Tarafların arasında Tars Tarkas ve çekici prenses Dejah Thoris de vardır. Carter yok olmanın eşiğindeki bu gezegende Barsoom’ın ve halkının kurtuluşunun kendi ellerinde olduğunu anlayacaktır. 
Bir anda hayatı ters köşe olan John'un evinin nerede olduğu konusunda itilafa düştüğü anda kendinizi onun yerine koyup 'hangi dünyada yaşamak istiyorum?' sorusunun cevabını ararken buluyorsunuz. 
Genel olarak filmin kurgusu güzel ama sankim Avatar'dan esinlenilmiş gibi geldi bana.

Film: Hunger Games

Hunger Games-Fire Dress
YOLalMeryem
Hunger Games (Açlık Oyunları)


23 Mart 2012'de gösterime giren bir film ve hala gösterimde. 
Vizyondaki filmlerin afişlerine bakarken hiç de dikkatimi çekmeyen bir afişi var aslında. Bu yüzden olsa gerek tercihlerim arasında olmadı yaklaşık 1 aydır. Ama arkadaşımın* fragmanını izleyip ille de gidelim dediği için gittiğim ön yargılı filmlerden biriydi. 
Film fantastik olmasının yanında bilimkurgu tadında, konusunu Kuzey Amerika'da mıntıkalarda yaşayan insanların özgürlüğünün ve tarihlerinin unutulmaması hatırlanmak amacıyla şehirliler tarafından her bölgeden 2 yarışmacı seçilerek tv den canlı yayında yapmış oldukları bir açlık oyunun hikayesidir. Filmde dikkati çeken klasik Amerikan filmlerinde olduğu gibi zenci vatandaşları sömürmüyormuş gibi gösterme çabasının yanında şehirli vatandaşların köylülere acımaması gerektiğini, eğer böyle bir durum söz konusu olursa bunu hayatıyla ödeyeceğini çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Bu film etkilendiğim, üzerinde saatlerce kritik yapabileceğim ve arşivlediğim filmler arasında çoktan yerini aldı bile.. 
Fragmanı gayet hoş lakin filmin afişi konusunda yorum yapmak bana düşer mi bilmiyorum ama afiş olarak bu resim seçilseydi çok daha fazla izleyici kitlesine ulaşabileceğini söylemeden geçemeyeceğim yine de,:)


Şimdi filmin devamının çekilip vizyona gireceği günü iple çekiyor ve kitap serisini almamak için kendimi zor tutuyorum. Şöyle ki okuduğum kitabı film olarak görmek ya da gördüğüm bir filmi kitap olarak okumak kesinlikle bende ruhsal bir hayal kırıklığı ufak bir travmaya sebep olabiliyor. 
Katniss & Broş






He bir de filmin başkahramanı olan Katniss Everdeen'in kardeşinin kendisini güvende hissetmesi için armağan ettiği ALAYCI KUŞ broşundaki kuşların özelliklerinden bahsetmek istiyorum. 














Alaycı Kuş
 
Alaycı Kuşlar
Usta bir taklitçi olduğu, "çok dilli" anlamına gelen "Mimus polyglottos" bilimsel adından da bellidir Yapı özellikleri bakımından öbür kuşlara benzemiş olsa da hünerleri bakımından diğerlerinden çok farklıdır. Harika bir sesi olan bu kuşlar bulundukları bölgedeki hemen bütün kuşların, hatta kurbağaların sesini şaşılacak bir kolaylıkla taklit ederler. Bir serçenin veya kırlangıcın cıvıltısı, bir karganın gak diye ötüşünü bile taklit edebilirler. 
Filmde ormanda birbirleriyle haberleşmek isteyen Katniss ve Rue alaycı kuşların bu özelliğinden yararlanmaktadır.


*Sedaa

23 Nisan 2012 Pazartesi

Drama & Tiyatro


Her şey sanat için
ya da not için
Yolal



Drama ve Tiyatro 
Dersleri zevkli hale getirip kalıcı öğrenmeyi sağlamak üzere yapılan drama etkinliklerimizden birinde erkek olup tek kaş, sakal ve bıyığımla göstermiş olduğum özgüveni burada sergileyemeyecek kadar olgunlaştığımın farkına varmış bulunmaktayım :DDD

NİSAN

Lantana Çiçeği
YOL  Al   Meryem


NİSAN

Her başlangıç bir sonuçtur ya da her sonuç bir başlangıç.

Nisan geldi, bahar geldi şöyle bir tazelenmek gerek. Nasıl ki ağaçlar yeniden çiçek açıyorsa, nasıl ki kuşlar yavrularının üstünü baharın güneşiyle kaplıyorsa, nasıl ki hayvanlar yeni tüylerinin çıkmasının heyecanını kumlar üzerinde yatıp yuvarlanarak kutluyorsa insanların da kendini yenilemesi tazelemesi gerek. Şöyle bir geçmişin ağır yükünü üzerinden atıp temizlenmek gerek, ferahlamak gerek, hayatın akışına kapılıp suyun o muazzam sesinin içini huzurla kaplayan rahatlığını duymak gerek.
Sen değil miydin kocaman fiskiyeli havuzun sesini duymak için kulaklarını deldirmenin ve ebevynlerinin seni ilk aldatmacasının ilk güvenmenin acısı pahasına o sesi dinleyip yine de mutlu olan. O günlerden sadece 20 yıl geçti. Büyüdün serpildin. Bir kere bir kere daha aldatıldın, bir kere daha insanlara güvenmenin acısını iliklerine kadar hissettin. Dağa, taşa, ağaçların yeni açan yapraklarına, rüzgara, denize, ellerine, parmak uçlarına şikayet ettin artık bahar zamanı, yenilenme zamanı…. 


Kulağıma bir şarkı geldi ve bu şarkının sözleriyle bu yazımı bitirmek istiyorum.


Güneş her akşam batıp hergün doğuyorsa
Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa
En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa
Neden korkulur hayatta söyleyin bana
(ben neden hep aynı kalayım söyleyin bana)
Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım
Elbette daldan dala konup sonra uçacağım
Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım
Elbette bazen söyleyip bazen susacağım
İnanmadım asla inanamam
Herşeyin bir sonu olduğuna

Candan Erçetin Elbette

22 Nisan 2012 Pazar

Akıllı Balıklar

Akıllı Balıklar

Yer: Sivas Kaplıcaları
Doktor:-Akıllı Balıklar
              -Pansumancı Balıklar
Hastalık: Sedef  Hastalığı

Güzel ülkemizin bir çok yerinde termal tesisler bulunmaktadır. Bunlardan en ilginç ve mucizevi olanı Sivasta'ki Kangal Balıklı Kaplıca. İsveçli bilim adamları tarafından incelenip ülkelerinin güneyine bir termal otel yaptıracak kadar akıllı balıkları gelin bir de yakından inceleyelim.


36-37 derece sıcaklıktaki kaplıca suyunda bulunan balıkların mucizevi bir şekilde tedavi yöntemi uygulaması bu kaplıcanın ününü ve özelliğini daha da artırmaktadır. Çünkü, modern tıp da şimdiye kadar fayda görmeyen dünyanın her yerindeki cilt hastalıkları için Kangal balıklı kaplıcası en son ümit kaynağı olmaktadır.
Tahriş olmuş durumdaki veya herhangi bir enfeksiyondan oluşmuş cilt dokusundaki yaraları; egzama, cerahatli sivilceler ve hatta tıpta tedavisinin imkansız olduğu bilinen Sedef hastalığı gibi cilt hastalıkları 2-10 cm büyüklüğündeki Cyprinide (Sazangiller) familyasından Cyprinion Macrostamus (Beni Balığı) ve Garra rufa (Yağlı Balık) türündeki balıklar tarafından iyileştirilmekte ve izleri kaybolmaktadır.

Kaplıcada ilk kez yıkananlar ellerinde olmayarak tarifi mümkün olmayan bir ürperti yaşarlar. Çünkü suya girer girmez, ince, kahverengi, gri, bej rengindeki sazan ve kaya balığı türü balıkların hastanın etrafında dolaşmaya ve ciltte hastalık belirtisi olan yerleri temizlemeye başladıklarını görürler. Hastaların balıklara alışmaları 2-3 gün sürer. Dişleri olmayan bu balıklar, 36-37 derece sıcaklıktaki suyun yumuşatmış olduğu kabarık yara kabuklarını yavaş ağız (dudak) hareketleriyle acıtmadan ve kanatmadan kopararak cilt pürüzsüz hale gelinceye kadar temizler. Tedaviden olumlu sonuç alınması için üç hafta (21 gün) süresince günde 2 seans şeklinde 4 er saat havuza girmek ve toplam 8 saat suda kalınması gerekmektedir. Ayrıca, sabahları aç karına birkaç bardak şifalı sudan içmeyi ihmal etmemek gerekir. Diğer taraftan yerden kaynayan su içindeki kabarcıkla ve balıkların vücut üzerinde yaptığı darbelerle vücutta bir gevşeme ve dinlenme görülmektedir. Tedavi tamamen yan etkisiz olup, kesinlikle herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır. 



Rabbimin gücü neye yetmez ki. Biz varalım doktor olmak için onca yıl tıp eğitimi alalım, Rabbim küçücük balıkları doktor olarak programlayıp öyle yaratıyor. Senin hikmetine sual olunmaz Ya Rab!!!




Kaya Tuzu

Tuz alırken ne tuzu olduğuna dikkat ediyor musunuz? 

Şahsen ben tuzsuz* yaşayamayan biri olarak dikkat etmiyordum taa ki Tuz Gölü'nün vahim durumunu öğrenene kadar.

Şimdi bir bakalım ülkemizin 1.büyük gölü herkesin de bildiği gibi Van Gölü. İkinci gölümüz ise Tuz Gölü. Lakin Tuz Gölü'nün şapmiyonluğu sadece ülkemiz açısından değil dünyada da en tuzlu göl olarak bilinmektedir. Litresinde 329 gr gibi çok yüksek oranda tuz bulunduğundan sebep, gölün bu özelliğini değerlendirerek tuz elde ediyoruz. 

Türkiye'nin oldukça kurak bir yerinde yer alması nedeni ile bu sığ bölgelerde çok yoğun bir şekilde buharlaşma görülür... Doğu kısmındaki körfez dışında tümüyle kuruyan Gölün tabanında, kalınlığı yer yer 30 cm.yi bulan mevsimlik bir tuz katmanı oluşmaktadır. . Tuz Gölü'nün en derin yeri sadece 2 m.dir. Öteki kesimlerin derinliği sadece santimetrelerle ölçülebilmektedir.
Göle dökülen en önemli akarsular? Peçeneközu deresi ile Melendiz çayı'dır. Coğrafya bilgileri aynen böyle diyor. Coğrafya bilgilerime  henüz girmiş bir acı gerçek ise şudur:
Tuz Gölüne dökülen en büyük akarsu Konya' nın şehir kanalizasyonudur. . Çumra yönüne verilen kanalizasyon bu doğrultu üzerinden maalesef herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan doğrudan Tuz Gölü'ne akıtılmaktadır. .
Yetkililerin her zamanki gibi duyarlı davranıp bizim sağlığımızı hiçe saydıklarını düşünürsek kendi sağlığımız için kaya tuzu tüketmeliyiz.

* Bir başka yazımda tuzun sigara kadar zararlı olduğuna ayrıyeten üzülerek değineceğim:(

El Falı

Formuna göre ellerimiz

İnce El:
İnce ElGörünüşü: Parmaklar uzun ve incedir, el ince ve narin görünür.
Karakter Özellikleri: İnce elli kızlar ve erkekler, aynen elleri gibi ince ve narinlerdir. Duygular ve konuşmalar onlar için çok önemlidir. Genellikle gerçeklerden biraz kopuk ve bulutların üzerinde geziyor olurlar.
Okul ve/veya İş: Çok dikkatlidirler. Gözleri ve kulakları devamlı açıktır. Ama stresli durumlardan hiç hoşlanmaz, strese maruz kaldıklarında gayet çekilmez olabilirler.
Aşk Hayatı: Narin, kırılgan ve süper yumuşaktırlar. Partnerlerine karşı özenli ve dikkatlidirler. Ama bunun karşılığında aynı özeni kendileri için de beklerler. En ufak bir ses yükselmesi ya da hoyratlık, söz konusu ince elli bireyin koşarak uzaklaşmasına sebebiyet verebilir.

Sanırım bütün bayan arkadaşlarım bu el formuna sahip :)



Güçlü El:
Güçlü ElGörünüşü: Güçlü elin, parmakları geniştir. Bu yüzden de genellikle birbirinden biraz ayrık olurlar. Elin parmaksız kısmı güçlü ve geniştir.
Karakter Özellikleri: Güçlü elli kız ve erkekler ayakları yere güçlü basan insanlardır. Kendilerinden emindirler ve kendilerini tanırlar. Egoist değildirler. İyi bir dinleyici ve güvenilir arkadaştırlar. Yardım etmeyi ve dert dinlemeyi severler. Ancak hayal kırıklığına uğradıklarında kırıcı ve hoyrat olabilirler. Affetmeleri de zor olur.
Okul ve/veya İş: Güçlü elli insanlar, karşılarına çıkan meseleleri her yönüyle kavramak isterler. Ellerini gayet akıllıca kullanabilirler. Tabii bu kafalarını kullanamazlar demek olmuyor. Tam tersine aynı zamanda gayet akıllı da olurlar. Plan yapmayı ve sorunları çözmeyi çok severler.
Aşk Hayatı: Flört etmeye bayılırlar ve sık sık ederler. Zaten genelde etkileyici insanlar olurlar. Ama doğru insanı bulduklarını düşündüklerinde, dürüstlük ve sadakate çok önem verirler ve partnerlerini mutlu etmek için ellerinden geleni yaparlar.

aman elleri dert görmesin:D



Dikdörtgen El:
Dikdörtgen ElGörünüşü: Dikdörtgen elin parmaklarının neredeyse hepsi aynı uzunluktadır. Elin parmaksız kısımları da düz ve köşelidir. Bu yüzden el gayet düzgün bir dikdörtgen hissi verir.
Karakter Özellikleri: Dikdörtgen elli kızlar ve erkekler için en önemli şey adalettir. Hayal kırıklığına uğradıklarında, ki bunun için haksızlığa uğramaları yeterlidir, öyle kuvvetle uzaklaşırlar ki, onları bir daha geri getirmek çok zordur. Buna karşılık, eleştiriye çok açıklardır. Tabii yapıcı olması şartıyla.
Okul ve/veya İş: Dikdörtgen elli insanlar çok gerçekçidirler. Sanat ve kültürden hoşlanırlar. Ama bu konularda aktif olmak gibi bir kaygıları da yoktur. Elle tutulur şeyler yapmak isterler ve bunu elleriyle de kafalarıyla da yapabilirler.
Aşk Hayatı: İnanması zor ama, dikdörtgen elliler flört etme konusunda genellikle utangaçtırlar. Ama partnerlerini tanıdıktan sonra kabuklarından çıkar ve kendilerini gösterirler. Hem de bunu güçlü ve kendine güvenli bir biçimde yaparlar.

sen de mi Brütüs:P



Sivri El:
Sivri ElGörünüşü: Sivri ellerin parmaksız kısmı normaldir, ancak parmaklar incedirler ve elin tepesine doğru birbirlerine yaklaşarak, ele sivri bir görünüm verirler.
Karakter Özellikleri: Sivri elli kız ve erkekler, yaratıcı ve yerinde duramaz olurlar. Moralleri de genelde yüksek olur. Sıkıntıya ve sıkıcılığa gelemezler. Partilerin muhakkak hakimleri onlardır. Onlar ne hissediyorsa etraflarındaki herkes, şaşılası bir şekilde aynı şekilde hisseder.
Okul ve/veya İş: Önemli olan eğlencedir. Bu yüzden değişik olan işlerden ve okullardan hoşlanırlar. Her an yeni bir tecrübe, yeni bir heyecan peşinde olduklarından, hergün aynı şeylerin yaşandığı düzenli bir okul ya da iş hayatı onlar için işkencedir.
Aşk Hayatı: Macera mı, lütfen hemen! Flörte, değişikliğe, heyecana bayılırlar. Bir eşleri olduğunda, sadakat ile ilgili bir problemleri olmaz. Tabii eğer söz konusu eş, sivri elli bireyimizi her gün yeni heyecanlara ve eğlencelere boğabiliyorsa...


Ellerimin üzülerek de olsa sivri el kategorisine girdiğini öğrenerek şimdi ellerimizdeki çizgilere bir bakalım.


Hayat Çizgisi:
Öncelikle şu hayat çizgisinin ne kadar yaşayacağınızı gösterdiği söylentisini unutun. Hayat çizgisi, daha çok hayatın nasıl geçeceğini, nerelerde krizlerin olacağını gösterir.
Hayat çizgisi, baş parmak ile işaret parmağı arasında bir yerden başlar ve bileğe doğru döner. Şimdi lütfen önce resim 1'e ve sonra kendi elinize bakın. Hayat çizginiz kırmızı çizgide olduğu gibi dik ve düz mü? O zaman sizin için şu geçerli diyebiliriz: Herşeyi aklınızla çözmeye çalışıyorsunuz. Kendinizi biraz daha rahat bırakın ve duygularınızı dinleyin. Yoksa yaşamınız stres içerisinde geçecek. Hayat çizginiz, mavi çizgi gibi, yuvarlak ve uzun mu? O zaman, güç ve iktidar açısından şanlısınız. Ama nedense duygularınızın çok fazla etkisindesiniz. Biraz da aklınızı kullanmalısınız. Hayatınıza şöyle bir bakın. Pişman olduğunuz çoğu şeyde duygularınızın esiri olduğunuzu göreceksiniz. Yani akıl var, mantık var. Biraz bunlara da rağbet göstermelisiniz.
Benimki kırmızı :(
Hayat Çizgisi
Çoğu hayat çizgisi bu iki ekstremin arasında gidip gelir. Çizgi dikleştikçe elin sahibi daha akılcı, yuvarlaklaştıkça daha duygusal olur.
Hayat çizginiz, ikinci resimdeki lila çizgi gibi, birçok yol ayrımı, zikzaklar vesaire içeriyorsa, hayatınız hep aşağı yukarı oynayarak geçecek. Krizlerden sonra mutlu günler, sonra yine stresler, sonra yine huzur. Biri gelip biri gidecek. Bunun iyi tarafı, çelik gibi sinirleriniz olacak ve herkesten daha fazla şey yaşayacaksınız. Sizinle aynı yaştaki insanlardan her zaman daha bilge, daha olgun olacaksınız.
Hayat çizginiz üçüncü resimdeki pembe çizgi gibi kısacık mı? Paniğe kapılmanıza gerek yok. Bu kısa bir yaşamınız olacak demek değil. Sadece biraz aksiyon eksikliğini gösteriyor. Sakin bir yaşam sürmeye meyillisiniz. Eğer bu hoşunuza gidiyorsa, herşey normal. Ama sıkılıyorsanız, mesela bu hayat çizgisine sahip, ama sivri elliyseniz * , bir şeyler yapmayı deneyin. Eğlenmekten ya da eğlenememekten korkmayın.
Resimdeki yeşil çizgi gibi hayat çizginizde bir kesik varsa, bu bir yerlerde büyük bir süpriz var demektir. Hayır illa trafik kazası demek olmuyor. Pozitif ya da negatif olabilir, ama bir gün hayatınız tamamen değişecek (ya da değişti bile). Heyecanlanmaya hakkınız var.
* (evet evet işte ben oyum)

Kafa Çizgisi:
Kafa Çizgisiİkinci en önemli çizgi kafa çizgisi. Kişinin inanç, yaşam felsefesi, hayata yaklaşımı, zekası ve mentalitesini temsil ediyor. Hayat çizgisinin hemen üstünden başlıyor ve avucun içinde yatay olarak devam ediyor.
Hemen şunu söyleyelim, kafa çizginiz çift ise vay halinize... Ruhsal yönünüz çok kuvvetli. Belki de spiritüel bir lider olacaksınız.
Kafasal çizginizin üzerindeki diğer ufak çizgiler, felsefenizde ya da hayat görüşünüzdeki değişiklikleri temsil ediyor. Çizgiyi üçe bölersek, ilk üçte bir gençliğinizi, ikinci üçte bir yetişkin yaşantınızı, üçüncü de yaşlılığınızı temsil ediyor.
Hayat çizginiz ile kafa çizginizin birbirine yakınlığı, beyninizin vücudunuzu ne kadar kontrol ettiği ile ilişkili. Örneğin birlikte başlıyorlar ya da yapışıklarsa, aklınız vücudunuzu iyi kontrol ediyor demek. **Alabildiğine ayrılarsa, macera dolu bir yaşam süreceksiniz demek, çünkü bazen aklınızı değil, sadece vücudunuzu düşüneceksiniz.
Avucun içinde yatay olarak düz ve derin giden bir çizgi, düzgün ve mantıklı bir düşünce yapısını gösteriyor. Çizgi ne kadar düzse, o kadar gerçekçi düşünüyorsunuz. Ne kadar derinse hafızanız o kadar kuvvetli...
Kafa çizgisi dalgalı ise, bu kısa dönem hafızanızın çok iyi olmadığını gösteriyor. Sıkılgan bir yapınız var. Ama bu kesinlikle zeki değilsiniz demek değil.
Kafa çizginiz kısa ve yukarı dönükse, bu yine dalgalı çizgide olduğu gibi, dağınık bir düşünce yapısına sahip olduğunuzun işareti. Uzun*** ama aşağı dönük bir çizgi, yaratıcılığı, uzun ama yukarı dönük bir çizgi, kolay hatırlayabilen iyi bir hafızayı gösteriyor.
**Benimkinde milim boşluk yok sankim
***Upuzun aşağıya doğru salmış benim kafam çizgim:P
Kader Çizgisi:
Avucun altında, hayat çizgisinin yanından orta parmağa doğru çıkan çizgi, kader çizginiz.
Bu çizgi dış dünyanın hayatınıza etkileriyle ilgili.
Eğer çifte çizgiyse yine çok şanslısınız. Hayır gerçekten şanslısınız. Bol bol toto, loto oynayın.

Rabbim beni yaratırken 1 çizgiyi kafi görmüş :)
Kader Çizgisi
Kader Çizgisi
Eğer çizginiz resimdeki mavi çizgi gibi, düzgün ve kesintisizse hayallerinizin çoğuna kavuşacaksınız demek. Bunun sebebi ne istediğinizi bilmeniz ve bunlara kavuşacak güce sahip olmanız. Yok eğer çizginiz resimdeki kırmızı çizgi gibi, parçalıysa, şans katsayınız biraz az, bu yüzden daha sağlamcı düşünmeniz, önemli şeyleri iyi planlamanız, murphy kanunlarını anayasanız yapmanız gerekiyor.
Kader çizginiz bir ya da iki kere açık ve seçik şekilde kesiliyor mu? Bu hayatınızın bir yerinde pozitif ya da negatif, çok önemli bir değişiklik olacağının işareti. Büyük ihtimalle kariyer değişikliği. Bir mesleği tamamen bırakıp yeni bir meslek icra etmeye başlamak gibi. Kader çizgisini de kafa çizgisi gibi hayatınızın 3 evresine bölerek bu değişikliğin kabaca hangi 30 yılda olacağını kestirebilirsiniz.


Anaaam 30dan sona yanıma yaklaşmayın, tırmalarım :)
Kader Çizgisi

Kalp Çizgisi:
Kafa çizgisinin üstünde, avucun tepesindeki çizginin adı kalp çizgisi, doğal olarak aşk hayatınızı temsil ediyor. Elin dış kenarından başlıyor, başparmak yönünde bitiyor.
Çizginiz resimdeki sarı çizgi gibi bir çatalla bitiyorsa, herşey mükemmel. Flört etmekten çok hoşlanıyorsunuz. Ama hayatınızın aşkını bulduğunuzda gayet sadık ve çok çok çok mutlu olacaksınız.
Kalp Çizgisi
Kader Çizgisi
Çizginiz, pembe çizgide olduğu gibi hafif boşluklarla bölünmüşse ruh eşinizi bulana kadar aşk hayatınızda bir takım inmeler çıkmalar olacak demek. Ama bir yandan da gayet açık fikirli biri olduğunuz için hiç bir zaman mutsuz ya da yalnız olmayacaksınız. Kalp çizginiz, yeşil çizgide olduğu gibi biraz kısa ise, acaba aslında kendinize aşık olup olmadığınızı bir kontrol etseniz iyi olur. Yine de biri sizi etkilemeyi başarırsa işte o zaman yaşayacağınız aşk mutluluğunun haddi hesabı yok.

Nasıl yani yeşil olması iyi mi kötü mü :)

Aşk çizginiz, kırmızı çizgide olduğu gibi binlerce kanalı olan bir ırmağa benziyorsa, flört meselesini biraz abartmış bir şahsiyetsiniz. Sadakat, kitabınızda bir yerlerde yazıyor ama bulmakta güçlük çekiyorsunuz. Sizi gidi sizi.
Kalp çizginiz mavi çizgide olduğu gibi, dümdüz ve pürüzsüzse, aşk konusunda güvenme güçlüğü çeken birisiniz. Kimseye güvenmiyor ve kontrolü asla elden bırakmıyorsunuz. Lütfen insanların çoğunun iyi kalpli olduğunu hatırlayın ve kendinizi biraz rahat bırakın. O zaman mutluluk gelip sizi bulacaktır. 

Yine de çook pozitif bakmamak ve rahat olmamak gerek bence :))
Kader Çizgisi