![]() |
| Kyoto YOLalMeryem |
2005 yılının Şubat ayında, 8 yıllık uzun bir sürecin ardından kanun hükmü kazanan Kyoto Protokolü, sera gazı salımının azaltılmasına ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik bağlayıcı hedefler koyan tek uluslararası anlaşma. Protokol temelde, gelişmiş ülkelerin 2008-2012 yılları arasında, 1990 yılındaki toplam salım değerlerinin %5 altında salım yapmasını hedefliyor. Bu toplam hedefe ulaşmak içinse, her ülkenin geçmişteki sera gazı salımları göz önünde tutularak hesaplanan bireysel bir hedefi bulunuyor. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımını azaltmayı veya bunu yapamıyorlarsa, salınım ticareti yoluyla haklarını arttırmayı taahhüt ediyorlar.
Protokol, adını Japonya'nın Kyoto kentinden alıyor. Sera gazı emisyonlarında indirime gidilmesi konusunda ilk anlaşma Kyoto kentinde 1997 yılında yapılan zirvede sağlanmıştı.
1997'de imzalanan protokol ancak 16 Şubat 2005'te yürürlüğe girebildi. Çünkü Kyoto Protokolü, 1990 yılı itibariyle, sera gazı emisyonlarının en az % 55'inden sorumlu olan 55 ülkenin onayını gerektiriyordu. Rusya'nın 2005 yılında katılımıyla bu oran sağlanabildi ve protokol yürürlüğe girdi. Buna göre, protokolü onaylayan 38 sanayileşmiş ülke, başta karbondioksit ve metan olmak üzere, atmosfere saldıkları sera gazlarında, 2012 yılına kadar, 1990 yılındaki düzeyinden toplam % 5,2 oranında bir indirime gitmeyi kabul etti.
Fakat Kyoto Protokolü bir dizi sorunu ve anlaşmazlığı da beraberinde getirdi. Pahalı yatırımlar gerektiren Kyoto Protokolü şu anda yeryüzündeki 181 ülkeyi ve sera gazı salınımlarının % 55'inden fazlasını kapsıyor. Ancak, dünyada en çok sera gazı kirliliğine yol açan Amerika Birleşik Devletleri, Kyoto Protokolü'nü imzalamış olmasına karşın onaylamıyor. Çin ise hâlâ imzalamış değil.
Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler
Karbondioksit salınımında %1,3'lük payla 13. sırada yer alan Türkiye, 1990 yılında atmosfere yıllık olarak 200 milyon ton karbondioksit bırakırken, bu salım 2004 yılında yaklaşık 350 milyon tona yükseldi. 2010 yılında ise bu miktarın 400 milyon tonları aşması bekleniyor. İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü'ne göre, bu gidişle 2070 yılında Türkiye'de yaşanan sıcaklıkların 6 °C'ye kadar artması söz konusu. Bunun sonucu olarak Türkiye'yi, ekosisteminin değişmesiyle pek çok canlı türün yok olma tehlikesi bekliyor.
Küresel ısınma aynı şekilde sürerse, Türkiye'deki yağış miktarı giderek azalacak ve başta GAP bölgesi olmak üzere Türkiye'deki tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşecek. Bu durum barajların su seviyesini azaltacak ve hidroelektrik enerji üretimini ciddi şekilde engelleyecek.
İklim değişikliğiyle birlikte, düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar; sellere, hortumlara, kasırgalara, heyelana ve erozyona neden olacak. Denizlerdeki akıntılar ve sıcaklık rejimlerinin değişmesiyle, balıkların göç yolları bozulacak, bu durum deniz ekosistemini etkileyecek.
Yüksek sıcaklıklar nedeniyle orman yangınları artacak, tarımsal hastalıklar ve tarım zararlılarının miktarında önemli yükselişler gözlenecek. Kuraklık, Türkiye'de üretilen tarımsal ürünlerin hem çeşidinin hem de miktarının azalmasına neden olacak.
Kar yağışı giderek azalacak ve bu iklim değişikliği göçlere sebep olacak. İnsanlar güneyden, daha soğuk olan kuzeydeki bölgelere göç edecek. Buzulların erimesiyle de, Türkiye'deki deniz seviyesi yükselecek. Kıyı şeridi ve deltalardaki tarım alanları, plajlar, yat limanları kullanılamaz hale gelecek.
Kyoto Protokolü'nün Türkiye'ye Faydaları
Gerekçede, Türkiye'nin protokole taraf olmasının sağlayacağı yararlar şöyle sıralanıyor:
''Ülkemizin, kurucu üyelerinden olduğu BM'nin saygın bir ülkesi olarak, protokole taraf olması, uluslararası gündemin en öncelikli ve acil sorunlarından biri haline gelen iklim değişikliği ile mücadele konusundaki kararlılığını ve uluslararası toplumun güvenilir bir ülkesi olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir.
Protokole taraf bir Türkiye'nin, hemen hepsi protokole taraf olan sözleşmeye taraf ülkeler nezdinde itibarı ve 2012 sonrasına ilişkin müzakerelerde ağırlığı artacak, iklim değişikliği ile mücadele konusunda 2012 sonrasının şekillenmesinde ülkemiz kendi özgün koşullarını daha iyi müzakere edebilecektir.
Kyoto Protokolü kapsamındaki uluslararası rejime katılacağımız için, özel sektörde sera gazı salım azaltımı için yapılabilecek projeler daha kolay teşvik edilebilecek ve özellikle uzun vadede başta enerji güvenliği olmak üzere ülke ekonomisine katkı sağlanabilecektir.
Kyoto Protokolü, AB çevre müktesebatının bir parçasıdır. AB, Protokolün yerini alacak olan yeni anlaşmayı da müktesebatına dahil edecektir. Dolayısıyla, 2012 sonrasını önemseyen AB, ülkemizin Protokole taraf olarak, geleceğe yönelik hazırlıklarını bir an önce başlatmasını istemektedir.
Ülkemizin Kyoto Protokolüne taraf olması halinde, AB ile iklim değişikliği ile mücadele ve uyum konularında ve AB müktesebatına uyum bağlamında işbirliği olanaklarını geliştirmesi de mümkün olacaktır.''
Kyoto Protokolü Ve Türkiye'nin Durumu
2004 yılında BMİDÇS'ye taraf olan Türkiye, uzun süre Kyoto Protokolü'nü imzalamayı reddetti. Tartışmalı geçen sürecin sonunda, 30 Mayıs 2008'de Kyoto Protokolü'nün imzalanacağı resmen açıklandı ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun, Dışişleri Bakanlığı'na, "Kyoto Protokolü'ne taraf olmayı kabulünün ve TBMM tarafından onaylanmasının uygun olduğuna" ilişkin yazı gönderdiği duyuruldu. 5 Haziran 2008 tarihinde Kyoto Protokolü'nün imzalanmasına ilişkin tasarı meclise sunuldu ve Türkiye'nin, Kyoto Protokolü'ne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı 05 Şubat 2009 tarihinde, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder