Popüler Yayınlar

28 Nisan 2012 Cumartesi

Şiir: Ben Sana Mecburum


Atilla İlhan

I'm Bound To You


I'm bound to you, you can't know
I keep your name in my mind like a nail
Your eyes get bigger and bigger
I'm bound to you, you can't know
I'm warming me inside with you

The trees are getting prepared for the autumn
Is this city that old Istanbul?
the clouds are breaking up in The dark
street lamps are suddenly on
smell of rain on sidewalks
I'm bound to you, you're not here

To love is sometimes sordidly frightening
One gets tired suddenly at a nightfall
Because of living in captivity at the mouth of a razor
Sometimes his passion breaks his hands
Extracts several lives from his life
Sometimes whichever door he knocks
A naughty humming of loneliness behind it

A poor phonograph is playing in fatih
A friday from the olden times is playing
If i stop and listen at a corner undisturbed
If i bring to you an unused sky
The weeks are moldering in my hands
Whatever i do, whatever i hold, wherever i go
iIm bound to you, you're not here

Maybe you're the blue dotted child in june
Oh, no one knows you, no one
A cargo boat is leaking at your lonely eyes
Maybe you're getting on a plane at yeşilkoy
Maybe you're soggy, getting the shiver
Maybe you're blind, broken, in haste
A bad wind is taking your hair away

Whenever i think of a life
Maybe it's hard in this table of wolves
Shameless, but without soiling our hands
Whenever i think of a life
Saying "be quiet" i'm beginning with your name
Your secret seas are moving through me inside
No, it won't be any other way
I am bound to you, you can't know




Ben Sana Mecburum 


Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum



Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski istanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun



Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu



Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun



Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor



Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin

Sene 1998 bir şiir gecesinde,  İstanbul* şehrini görmeden nasıl bir duygu yoğunluğu yaşadıysam artık, böylesine romantik bir şiiri okuduğuma ve 11 yaşındaki bir kızın o ince tiz sesinden etkilenebilen dinleyici grubunun ruh haline hala anlam vermekte güçlük çekiyorum. :) 


Kendisi de şiir sevdalısı olup bana şiiri sevdiren İbrahim Güli hocama baki saygı ve selamlar



*O günden önce görmüş olsam da gözümde tam olarak canlandıramadığımı hatırlıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder